Ceylan ALMA…
Taş duvarlar serilmiş önümüze diye baktı.
Ben bu yıkık viraneden hangi vakit gün doğumunu izlemek için dağların yamacına oturacağım diye bir hali vardı.
Bu oturduğum zemin, şuan üstünde varlığımı gördüğüm yerin hangi derdin sancısını çekiyor ki beni tel örgülere hapsetmek istiyor diye hislerini önümüze serdi.
“Ümit” diye haykırdım gelişigüzel. Bu kavramı ne ara içinin toprağına gömdün, hangi gecede onu yitirdin, hangi toprakta onu sulamadın da çiçek açmadı, hangi suyu dökerken onun adını anmadın, dedim
Duvarların rengine kara çaldın diye mi bu kadar karamsarlık akıyor her sözün, dedim.
Dedim, dedim de…
Öylece sustu, konuşan ardı ardına dizilen yaşlarıydı.
Yol bulmuş yaşlarından sonra, hıçkırıkları dindikten sonra sözlerine söz verdi.
Aslında ben ümidimi yitirmedim, yüreğimin sesini duymasam da varlığını unutmuyorum, nefes aldığımın farkındayım fakat arada unutkanlık sır veriyor, dokuduğum yama yaptığım bir çok yaradan sonra da acıların kabuk bağladığının bilincindeyim, ben aslında biraz…
Her geceden sonra bir aydınlığın doğumunu küçük yaşımdan itibaren biliyorum, esen yeller ile yolculuk yapan kurumuş tohumların sonra dirileceğini de öğrendim kutsal ayetlerden, sonra her selanın yeni bir hayatın doğumunun habercisi olduğunu biliyorum, ben aslında biraz…
Yürürken gözümün gördüğü nimetlerin bir şifa olduğunu da biliyorum, bazı sözlerin toprağın su ile buluşması gibi yürekleri dirilttiğinin de aşinasıyım ve niyete düşen tohumların bir katre ile buluşması da nasibe dayandığını düşünürüm, ben aslında biraz nasip diyorum bazı şeyler.
Şahit olduğum satırlarda hikmet verilmiş beşerlerin zindanlarının medrese olduğunu, yakan ateşin güle döndüğünü, yaralarının en güzel tedavisinin zikir olduğunu da okudum.
Ben aslında ümidin bir kolaçanıyım.
Her gün doğumunda ve batımında ümitlerimi diri tutacak dualar ediyorum.
Toprağa bakınca muazzam bir çeşitlilik canlanıyor gözümde, bağrında nice renkleri ve tatları barındırıyor ve her canlının dirilişinin mayasını saklıyor.
Ben aslında ümitliyim, zemheride beyazlara sarınsa da toprak, baharda dirilmesini görebiliyorum; görmüşken faniliğimi seyrediyorum.
Çevirdiğim her sayfanın ardında yeni bir bilgi yeni bir macera ve yeni meraklı sorular doğuyor zihnime.
Ben aslında ümitliyim, son sayfası okunan her kitabın bir sonunun olmadığı ümidindeyim.
Gök gürlemesinin onu zikrettiğini öğrendiğim yaşımdan beri ve yere düşen bir yaprağın dahi yaratıcının kıymetli bir emeği olduğunu öğrendiğim günden beri ümitliyim.
Bağrında nice çiçeklere çeşitli renkleri saklayan toprağın sadece kuru kahve renginden oluşmadığını biliyorum, ben aslında tefekkür etmeyi öğrendiğim günden beri ümitliyim.
