Deliliğin Talihi

Zeynep ÖZALP…


Tarihi üçe ayırmıştı Giambattista Vico: Tanrılar, Kahramanlar ve İnsanlar Çağı. Sokrat, Hallaç ve Nietzsche; 3 büyük çağın delisi… Asıl delilik akıl noksanlığı değil; akıl fazlalığı, vidası gevşeyen tahayyül, inatla hakikati haykırma arzusuydu belki de. Âşıklar, çılgınlar, meczuplar, dervişler, feylesoflar, şairler ve peygamberler… Hepsi deliliğin envaı çeşidi.

Ne oldu da Orta Çağ’da toplumdan ayrı düşünülemeyen deliler toplumun dışına atıldı, diye sorgular Foucault.[1] Delilik tecrit edilmekle kalmayıp akıl noksanlığı olarak tanımlandı ve hastalık statüsü verildi ona.[2] 17. yy’dan önce, o devasa binalar cüzamlılarla doluyken; deliler özgür bir şekilde yaşar, şehrin dışında törenler yaparlardı. Aşağılık rasyonel akıl ile dizayn edilen o sıkıcı yapıların hiçbir cazibesi yoktu. Yeni Avrupa toplumu ve modemi tenin getirdiği kavramlar da 3 L başlı şeytandı onlar 1 için; Sanayi Kapitalizmi, Aydınlanma Aklı ve Milliyetçilik.

Yeni düzende tinsel olan yıkılmış, totaliter akıl rejimi hükümran olmuştu. Tanrı bile akılla izah edilemediğinden vicdanın sınırlarına gönderilmiş, kalbin artık hiçbir otoritesi ve karizması kalmamıştı. Tanrı’nın ve delinin de… Rasyonalite ulusları sömürge yarışına sürüklerken; bireyleri maneviyattan koparmış, bu dünyaya hapsetmişti. Her şeyin tabiatı kontrol altına alınmalıydı; evrenin, dünyanın ve insanın. Akıl olmaksızın kalp veya ruh beş para etmezdi. Soyut, aşkın ve tanrısal olanın hiçbir kıymeti yoktu. Bir delinin ruhu, Orta çağda yazılacak bir şiire konu olabilirdi artık. 15. yüzyılda ilkel Araplardan alınan bazı tedavi yöntemleriyle delileri iyileştirmeye çalışan İspanyolların ve İtalyanların çabası ne kadar da romantikti.

Toplumun konforunu bozan tüm sınıflardan kurtulmak için büyük bir fırsat doğmuş; cüzamlılar iyileşmiş ve boşalttıkları o lanetli binalara gönderileceklerin listesi belirlenmişti: Fahişeler, işsizler, mirasyedi erkekler ve aklını kullanamayan deliler. Kısacası ekonomik döngüde işlevsiz ve üretime katkısı olmayan bireyler. Veblen’in ifadesiyle: “Aylak Sınıf’. Aydınlanmış akıl çağında? işlenebilecek en büyük günah bu sınıfa mensup olmaktı. Modern dünyanın papazları olan bilim adamları için en iştah kabartıcı olanlar delilerdi çünkü akılını kullanamayan bu zavallılar tıbbın ulvi amaçlarına denek olacaklardı.

Hümanistler Tanrı’yı bir tapınma meselesi olmaktan çıkarmıştı. Artık tapılacak bir İlah varsa aklını kullanabilen insandı. İnsan tanımı yapılırken Aylak Sınıf da kucaklanıp o korkunç kapatılmışlıktan ve tecrit edilmişlikten kurtarılmalıydı. Fakat Aydınlanma Dönemi’nde aklını kullanmayan, sanayi toplumunda bir şey üretmeyen deliler, bu merhametin dışında kalacak ve binalara/tımarhanelere kapatılacaktı.

Deliler tımarhanelere kapatılsa da Fransız tiyatrosunda en önemli rolünü almıştı. Gerçeğin ortaya çıkmasına neden olan kişiydi.[3] Sadece tiyatrolarda değil, gerçek hayatta da hakikati en olmadık yerlerde söylemek gibi bir misyonu vardı delinin. Bu anlamda âlimden ve entelektüelden daha fazla risk alıp çılgınca yanmayı göze almıştı. Şems ve Hızır hakikatin yarım kalmaması için gönderilmişti. Zahir ile yetinen Musa ve Celâleddîn bâtının yakıcılığı karşısında küle dönmüştü.

Koşarak, biriktirerek, unutarak yükseleceğini sanan akıllıların aksine deliler durur, dağıtır ve hatırlar. Şehrin putlarını yıkar, zorba tanrıları inkâr eder, zihinlerin konforunu bozar, kitabi bilgiyi sevmez; sezgi ve aşk en büyük ayettir deliler için.

Dert onları tatmin etmediğinde ölümü diler, tedrici bir şekilde gelişmezler. Hep aynı yerdedirler; diplerde. Diplerde yükselir, çölde donar, kutuplarda erir, alçaklığın meskeni olan dünyadan iğrenirler.

Akıl dediğin nedir ki? Düşünen, hesaplayan ve muhakeme eden bir et parçası. Binlerce yıldır tecrit edilenler akıl noksanları değil kalpsizlerdi.

Delilik olmadan ne şair olunur ne bilge ne dahi ne de peygamber. Hangi akıl toplumla baş edebilir ki? Hangi akıl çarmıha ve ateşe rağmen hakikati haykırır? Akıl ne kof, ne yavan bir şeymiş, asıl marifet delilikteymiş.


[1] Michel Foucault, İktidarın Gözü, çev.F. Keskin, Ayrıntı yay, İstanbul: Ayrıntı yayınları, 2003

[2] Michel Focoult, Akıl Hastalığı ve Psikoloji, İstan¬bul: Ayrıntı yayınları, 2019: 82

[3] Michel Focoult, Delilğin Tarihi. Çev. M.Ali Kılıç- bay, Ankara: İmge yayınevi, 2000:39