Dengbej Seyitxan

Arden Umut AKSUN (ig = @ardenaksun) Foto By: Arden Umut AKSUN (ig = @ardenaksun)

Zeynep ÖZALP…

“Dengbejlik geleneğinin Ağrı başta olmak üzere doğunun soğuk şehirlerinde ortaya çıkması tesadüfi bir şey miydi? Yoksa tek bir mecliste sobanın etrafında oturan insanların vakti anlamlı ve güzel geçirme çabası mıydı? Eskiden dilini özgürce kullanamayan, şiirlerini haykıramayan insanların ellerini şakaklarına götürerek gönüllerinden geleni haykırmaları sonraki nesillere hikayeler, masallar, türküler bırakmaları ne kadar da kıymetli. Bu bir sözlü tarih aslında, masal anlatıcılığı, kültürel aktarım…

Dengbej sözü özgün bir üslüpla işleyerek acıları, sevinçleri, sevdaları, ihanetleri anlatır.  

DENG: “Ses, haber”; BEJ: “Söyle”  demektir.

Dengbej: “Söyleyen haber veren” Stran/Kilam: “Söylenen sözler, anlatılar, türküler…” anlamına gelmektedir.”


Ben Seyitxan, Seyitxanê Boyaxçi. 1933’te dünyanın en asil şehri olan Diyarbekir’in Ergani ilçesinde doğdum. 2 yaşındayken Annem, 4 yaşına geldiğimde ise babam öldü. Daha çok küçükken Amed’in küçelerinde sepet hamallığı yapmaya başladım, meyan kökü sattım, çöp topladım ama herkes bana boyaxçi der. Sonra Dengbej dediler bana yıllarca duyduğum stranları, kilamları söyledim. Eşyanın yükünü taşımak kolay da bir de sözün o ağır sorumluluğunu yüklediler sırtıma. Para biriktirdim, sevdiğim kadınla  evlendim, çocuğum oldu ama hastalanıp öldü, bir stran söyledim evladımı gömerken. Sonra bir çocuğum daha doğdu ve öldü, yine stran söyledim. Sonra biri daha… Bu kırılası eller yedi çocuğunu verdi toprağa. Babalık nasip olmadı boyaxçiya…

Ben Seyitxan, Dengbej Seyitxan… Biz dengbejler söylemek için yaratıldık, söylemezsek kalbimiz marazlanır, deli divane oluruz. Öyle zamanlar oldu ki dengbejler hakikati dillendirmesinler diye cezalandırıldılar, hatta birine sordular:

– “gözlerini mi alalım dilini mi keselim?”

 -“gözlerimi ateşle dağlayın da dilime dokunmayın. görmeden yaşayabilirim ama susarsam ölürüm” demişti.

Ben Seyitxan, sözün hünermendi Seyitxan… Söz kutsaldır, namustur bizim geleneğimizde. İnsanlığımız da adamlığımız da sözle ölçülür. Dengbejler sözü hem doğru hem de güzel söylemek zorundadır, sözü kırmadan incitmeden sözün hakkını vererek söyler. Söyleyerek sesini terbiye eder dengbej, çalgı ve çenginin söze gölge düşürmesine izin vermez. Biz söz ustaları kar kış demeden, dağları aşıp uzak bazen yol iz bilmeden başka başka şehirlere, köylere gideriz, kavuşamamış aşıkların, zulüm görenlerin hikayelerini, hainlerin ve alçakların oyunlarını, yiğitlerin, iyilerin, kötülerin, zalimlerin,  mazlumların, aşkların hikayelerini toplar sonra bir mecliste dillendiririz. Hep travmalar ve dramatik olayları söylemeyiz, sevinçler de vardır heybemizde, muradına ermiş aşıklar da… Bütün halleri yaşarız, bir tarafımız acı, ayrılık, öfke ve ihanet; diğer yanımız sevinç, vuslat, merhamet ve sadakat…

Allah aşkı, insanın güzelliği, aşk hikayeleri… Hayatta insana dair her şeyi söyler dengbej… Şakiro’yu herkes bilir, Köyden tam ayrılacakken gördüğü bir güzel acem kızın endamı ve yürüyüşü öylesine etkilemişti ki Şakiro’yu sanki 40 yıllık bir bekleyişi anlatır gibi anlatıyor aşkını… Aşk, kadın ve yaşam öyle çok işlenmiş ki stranlarda ayrılmaz bir bütün haline gelmiş. Bakmayın siz televizyonlara, kadın (jin) yaşam (jiyan) demektir bizim geleneğimizde…

Ben Seyitxan, Seyitxane Boyaxçi… Her sabah Dağkapı Meydanı’nda o “Asil”lere selam verip Ulu Cami’nin yolunu tutarım. Dergahta bana bu güzel yükü veren Rabbime hamd eder, ölülere de dirilere de mağfiret dilerim. Sonra dengbej meclisine geçer akşama kadar söyler, diğer dengbejleri dinlerim. Zaman benim için yavaş akar, yaşamak için acelem yok, yaşadığımı yaşadım, göreceğimi gördüm, söyleyeceğimi söyledim. Ben dengbej Seyitxan, söylemek için yaratıldım…