Merve GÖKÇE…
Suçluyken kendini savunmak kolaydır. Yaptım ama şu nedenle yaptım, kendimi savundum ama o da bunu yaptı, bla bla… Eğer yapmadıysan suçlu değilsindir ancak için rahat da değildir çünkü kendini savunman zorlaşır. Ben yapmadım demekten öteye gidemezsin. Üstelik adalet beklediğimiz kişiler; ırkından, toplumdaki konumundan, giyiminden, kuşamından, şivenden veya gittiğin okuldan dolayı seni zihinlerinde bir kategoriye sokan önyargılı insanlarsa.
“Just Mercy” işte böyle bir durumdaki bir adamın hikâyesi. Son yıllarda yaşadıklarımdan dolayı beni çok etkiledi. Adaleti beklemek, kavuştuktan sonra ise geriye dönerek yaşadıklarını silemeyecek olduğunu bilmek…
Bir diğer önemli nokta ise, suçlu bir insanın yalan ifadesine dayanarak Johnny D.yi mahkum etmeleri. Üstelik tanıklık yapan kişi Johnny D.’yi tanımıyor bile. Ne kadar tanıdık geldi değil mi? Avukat Brian, idam bekleyen mahkumlarla görüştüğünde hepsinden aynı şeyi duyuyor. “Bizi dinlemediler. Avukat önemsemedi. Deliller mahkemeye sunulmadı. Sunulsa bile görmezden gelindi.” Bu da bizi tekrar aynı noktaya getiriyor. Adaleti beklediğimiz kişilerin adil olduğundan emin miyiz?
Genç bir kızın öldürülmesi gibi bir olay tüm toplumu etkiler ve mağduriyet oluşur. Ancak suçsuz bir insan toplumda mağduriyet yaratan bir olay karşısında suçlanırsa iki kere mağdur olur. Hem de sadece kendi değil, ailesi ve çocukları da. Bu konuda konuşmak da kendisi için tabu haline gelir. Sanki kendi suçuymuşçasına utanır bu konuda konuşmaktan. Mağdurları üzeceğini düşünür. Kendisinin de bir mağdur olduğunu unutur.
Johnny D., mahkeme açılması talebinin reddedilmesinden sonra avukatıyla yaptığı görüşmede bunu çok güzel ifade ediyor. “Tutuklandığım gün beni hemen bırakacaklarını düşündüm. Çünkü gerçeği söylüyordum. Sonra polis sana katil der, beyaz bir adam senin yaptığını söyler. Yargıç senin yaptığını söyler. Sonra hücrendesindir. İki, üç, dört yıl. Arkadaşların ve çocukların seni eskisi kadar aramazlar. Bir süre sonra onların senin hakkında ne düşündüklerini merak edersin. Kendi hakkında ne düşündüğünü merak edersin. Gerçek artık net değildir.” Yıllar sonra tanığın yalan ifade verdiğini kabul etmesinden sonra, Johhy D. şöyle diyor; “Elektrikli sandalyeye gidersem gülümseyerek gideceğim. Çünkü gerçeğimi geri aldım.” Başkaları bizim hakkımızda ne düşünürse düşünsün bence bu bizim gerçeğimizi değiştirmez. Biliyorum buraya yazmak kadar kolay değil böyle düşünmek. Ama bu düşünceye ulaşmak için çabalamaya değer.
Son olarak; Kulüp dizisinden sonra ülkece toplumsal travmalarımız hakkında yazıldı, konuşuldu. Geçmişte tabu olan bu konular konuştukça toplumda iyileşme sağlanır, denildi. Buna katılıyorum. Konuşacak daha çok konumuz var bu ülkede. Hem geçmişten hem de günümüzden. Belki isminden dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünen esnafı da konuşmalıyız, saçlarını ortadan ikiye ayırdığı için ayrımcı bir dile maruz kalan kuaförü de. Etkin pişmanlık adı altında masumla suçluyu hiç araştırmadan aynı kefeye koyan adalet sistemini de konuşmalıyız. Suçluların twitterda, tepki gösterdikten sonra tutuklanması hakkında da konuşmalıyız. Fakirin, güçsüzün basit bir olayda çok ceza alırken, arkası sağlam olanın hakkında soruşturma bile açılmamasını da konuşmalıyız. Ülkedeki gençlerin işlerini bırakıp koşa koşa yurtdışına gitmek istemelerini de konuşmalıyız. Konuşacak çok konumuz var. Belki bir kişinin konuşması hiçbir şey değiştirmez ama hepimizin konuşması, farkında olması çok şey değiştirir.
