Kal, Kal, Kal,

Rumeysa BAYINDIRLI…


Geldiysen üç kere kal de!

-Kal. –Kal. –Kal.

Kalk masayı taşıyalım ağaçların bol olduğu bir yere.

Anormal bir müzikle, seslendiğin sesini farklı kılarak.

-Kal. –Kal. –Kal.

Çek sandalyeyi masanın etrafına, kalk, kalalım burda!

Geldiysen,

Bul beni.

Yan odadaki sofranın başında.

Masadaki sigara izmaritlerini çöpe atmadım. Herkes görsün, içtim mi hakkını veririm.

Ama kimse hak vermez bana. Ben de kimsenin içindeyim.

Geldiğim yol pişmanlık çiçekleriyle bezeli. Gittiğim her yol başka çiçeklere gebe.

Söylediğim sözler inan ki kimseyi ilgilendirmiyor. Duymuyorum bana söylenenleri.

Bir ses var takip ettikçe boğuklaşan.

Ayaklarımın altındaki tahtalar çekiliyor.

Oyuk açıldıkça alttan bir ıslık.

 Düşmüyorum. Düşersem sesim çıkmaz biliyorum. Ses yoksa nefes de…

Soluduğum hava nikotin kokuyor. Soluduğum hava çikolata değil.

Sarmaşıkların tutunduğu beyaz duvarlarda yaşatıyorum beslediğim salyangozları.

 Salyangoz yavaşlığıyla geçiyor zaman.

Elim zor tutuyor çay bardağını. Bu demektir ki ırsi.

Çay dökülmüyor, ben ölmüyorum.

Titrekliğin hızı salyangozu zorluyor.

Bir mi

İki mi

Üç mü

Dileğim yine gerçekleşmiyor.