Güneşin Doğuşuna Methiyeler

Zeynep ÖZALP…


“Kitaplardan önce güneşin doğuşuydu bana öğretilen…” diye haykırıyor Mahmut Derviş. İnsan güneşin doğuşundan neyi öğrenebilir ki? Cümleyi biraz irdelediğimde doğuştan bahsediyor, doğumdan, en sancılı andan yani. Sonrasında ferah bir aydınlık ve insanın bu doğal sürece, tabiata, en kadim ve kutsal kitaba şahitlik etmesi…

Bu sözden sonra düşündüğüm diğer mevzu da neden kitabı güneşin doğuşuna göre aşağı bir yere konumlandırmasıydı. Kitap ki üzerine yemin etmiştir Rab. Zannımca Mahmut Derviş insanlarla malumat arasında sadece bir köprü vazifesi gören kitaplardan bahsediyor. Hani insanların topladıkları, dağıttıkları ve hatta zaman zaman fetişleştirdikleri kitaplar… Bu yüzden Sokrat yazının icadına ve bunun kitaplaştırılmasına karşı çıkmıştı. Onu dinleseydik bu felaketleri yaşamazdık belki de. Sözü bu kadar aşağılamaz, güneş doğarken uyumazdık. Yapılandırılmış bireyler olmaz, doğal sürecinde yaşayan insanlar olurduk. Nane kurutur, yoğurt mayalardık, aşka inanır ve masal dinlerdik kim bilir?..

Kitaplarda yazılı olan bilgi peki? Bilgi kutsal değil midir? İçinde hayretin ve merhametin olduğu bilgiyle rasyonel akıldan çıkmış bilgi arasındaki farkı bilmek lazım bu soruya cevap verebilmek için. Rasyonel akıl bilgiyi içselleştirip onu ahlaki bir sorumluluğa dönüştürme kaygısı gütmez, demek ki ahlaksız bilgi de olabilir! Konfüçyüs bilgi stoklayanları kınar mesela, evet, bilgiyi stoklamak ve bilgiyi tebliğ etmemek de ahlaki bir sorundur. Fakat aydınlanma felsefesi ahlakla pek ilgilenmez; şunu emreder; “Sapere aud e!” (Bilmeye cüret et!) ,“Düşün ve var ol!”, bilirsen keşfedersin, keşfedersen fethedersin: Emperyalizmin özeti.

İnsan bilgisinden başlayalım öncelikle: Homo homini lupus (İnsan insanın kurdudur.)[1]. Bütün ezberlerimiz bu kötücül temel üzerinden şekillendi. İnsan artık kul veya mümin değil, hırsı egosu olan anarşiye meyilli dünyevi bir varlıktı. Krallar da “kutsal” bir mevkide değil, kendi çıkarları için her türlü kötü eylemi yapabilecek potansiyele sahiptiler[2]. Devletler leviathan, toplumlar çerçevesi bireyler tarafından çizilen organizma. Devir artık “dogmatik, sofu ve gericilerin” devri değildi, Tanrının krallığı çökmüştü ve insanlık krallığını ilan etmişti. Tanrı öldürülmekle kalmamış, güneşin doğuşu da öldürülmüştü; aşk, vahiy, mana ve söz ise yitirilmişti.

Dört asır önce aklın cazibesine kapılan insanlar aklın yarattığı trajedileri de gördü. Fazlaca zekanın ürettiği silahları, çokça teknik bilginin neden olduğu yalnızlaşmayı, biyolojik devrimin yarattığı hastalıkları… Bu tehlikeleri görenler farklı okuma biçimleri geliştirdiler.  Aydınlanma ile nesnel gerçekliklerin kaybolup sübjektif yorumların ve öznel gerçekliklerin doğuşundan bahsediyor Horkheimer. Tanrı konumundan edildikten sonra akıl onun yerini alamadı çünkü  akıl herkese ortak doğruları öneremiyordu, postmodern çağda herkes kendi doğrularını belirlemek, kendisinin tanrısı olmak istiyordu; Tanrısız tanrılaşma[3]… O halde insanlığın hikayesine baktığımızda temel otorite kalp iken mümindiler, sonra insanların motivasyonu düşünmek, akletmek olunca atesit oldular; şimdi ise postmodern çağda insan sayısı adedince yorumlar, kavramlar, hakikatler… Postmodernite kendimize kendimiz hakkında anlattığımız hikayelerden oluşuyor, kendimize kendimiz hakkında hangi hikayeleri anlatacağız?

Hikayeleri bıraktık bırakalı derdimizi anlatamaz ve derman bulamaz olduk. Çehov okumaya ihtiyacımız var, gündelik olanı keşfetmemiz gerek, yani hakikatin büyük çoğunluğunun saklı olduğu yeri. Evet, evet acilen tekkeye, kahvehanelere, sebze pazarlarına gitmek gerek. Bayram sabahlarında mezarlık ziyaretleri yapmamız gerek… Bizim kökümüz de hikayelerimiz de oralarda. Kuru bir ekmek parçasına ve ihtiyarların kâmil, buruşmuş ellerine hürmet etmeliyiz tekrardan. Bizleri büyüten, büyüttükçe küçülten, çoklaştırdıkça hiçleştiren mürebbiyelere ihtiyacımız var. Hz. Musa’ya hakikati göstermişti ya Hızır, duvarlar çökmüştü, gemiler batmıştı ve bebeler ölmüştü. Musa o an görmüştü bazı hakikatleri… Bize de Hızır gerek. Kutsal tükeniyorken ve buharlaşıyorken, absürdizm çağın felsefesi olmuşken bizim hikâye dinlememiz, güneşin doğuşuna şahitlik etmemiz gerek…


[1] Hobbes, T., & Missner, M. (2016). Thomas Hobbes: Leviathan (Longman Library of Primary Sources in Philosophy). Routledge.

[2] Machiavelli, N. (2004). Prens. Can Yayınları.

[3] Horkheimer, M., & Koçak, O. (1990). Akıl tutulması. Metis Yayınları.