Kübra ŞAHİN…
- Hayatı
Beşiktaşlı Yahya Efendi 1495 yılında Trabzon’da doğmuştur. Şiirlerinde “Müderris” mahlasını kullandığı için bu isimle de anılan Yahya Efendi, döneminde “Molla Şeyhzade” ismiyle de bilinirdi.[1] Babası Şâmî Ömer Efendi, annesi Afîfe Hatun’dur. Bazı kaynaklarda babasının Amasyalı olduğu söylenir. Annesi Afîfe Hatun ise Trabzonludur. Yahya Efendi doğduğunda babası Ömer Efendi Trabzon’da kadılık görevinde bulunuyordu. Bu sırada Şehzade Selim de Trabzon sancak beyi idi. Yahya Efendi’nin doğumundan birkaç gün sonra Şehzade Selim’in oğlu Süleyman doğmuş; Afîfe Hatun Süleyman’ın süt annesi olmuştur. Böylece süt kardeş olan Kanunî Sultan Süleyman ve Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin yakınlığı daha bebeklikten başlamıştır. Kanunî, Yahya Efendi’ye ağabey diye hitap etmiştir.
Yahya Efendi Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışının ardından Şehzade Süleyman’ın maiyetinde ailesiyle birlikte İstanbul’a gitmiştir.[2] İstanbul’da tahsilini Zenbilli Ali Efendi’nin yanında tamamlamıştır.
Yahya Efendi hocası şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi’nin vefatından sonra İstanbul’da Canbaz Mustafa Medresesi’ne müderris olarak atanmıştır. Daha sonra Hacıhasanzade, Efdaliye, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa, Üsküdar’da Mihrimah Sultan ve Sahn-ı Semân medreselerinde müderrislik yapmıştır. Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra saraydan çıkarılan annesi Mahidevran Sultan’ın isteği üzerine Sultan’ın yeniden saraya alınması için Kanunî’ye yazdığı bir arîza yüzünden Kanunî ile araları açılmış ve görevinden uzaklaştırılmıştır. Daha sonra günlük 50 akçe ile emekli edilmiştir.[3]
Yahya Efendi emekliliğinden sonra Beşiktaş’ta geniş bir arazi satın alıp hayatının geri kalan kısmını burada kurduğu dergahta geçirmiştir. Menkıbelere göre emekli olduktan sonra çok büyük bir üzüntü içerisine giren Yahya Efendi üç gün üst üste gördüğü bir rüya üzerine Beşiktaş’a gelir ve arazi satın alıp buraya yerleşir. Boğaz kenarında Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın buluştuğu yer olarak kabul edilen Hıdırlık adını verdiği bölgeye rüyasında gördüğü bir şahsın işaretiyle gidip tekkesini kurduğu belirtilir.[4] Yahya Efendi emekliliğinden sonra yaşamına dergahında halkı irşad edip talebe yetiştirerek devam eder. Tekkenin yanına inşa ettirdiği medresede yüz kadar talebesi bulunur.
9 Zilhicce 978 (4 Mayıs 1571) tarihinde Kurban Bayramı gecesi vefat eden Yahya Efendi’nin cenaze namazı bayram namazından sonra Ebussuud Efendi tarafından Süleymaniye Camii’nde kıldırılmış ve dergahının bulunduğu yere defnedilmiştir. II. Selim’in emriyle dergahın bulunduğu yere bir türbe yapılmıştır. Vefatına “leyle-i ‘ıyd-ı adhâ” denilerek tarih düşürülmüştür. Yahya Efendi kabrini hayatta iken hazırlamış ve buraya “Mecma’ul-Bahreyn (iki denizin birleştiği yer) ismini vermiştir. Yahya Efendi’nin kabrinin bulunduğu yeri, Hızır a.s’dan ledün ilmini aldığı yer olarak keşfen belirttiği söylenmektedir. Yahya Efendi’nin Hızır a.s ile yakın ilişki içerisinde olduğu menkıbelerde zikredilir; bu sebeple kabrinin bulunduğu yerin kendisi için özel bir anlam ifade ettiği söylenebilir.[5]
- Eserleri
Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin bilinen tek eseri Divan’ıdır. Divanının bilinen tek nüshası ise Millî Kütüphane 06 Mil Yz. FB. 210 numarada kayıtlı bulunmaktadır. “Müderris” mahlasını kullanan Yahya Efendi’nin şiirleri ölümünden sonra toplanmış ve bir divan hâlinde derlenmiştir. Divanda 5 mesnevi, 1 murabba, 1 müseddes, biri Farsça 5 kıta, 44 Türkçe, 1 Arapça olmak üzere toplam 45 müfred ve 112 gazel bulunmaktadır.[6]
- Tasavvufî Şahsiyeti
Döneminin önde gelen âlimlerinden biri olan Yahya Efendi’nin tarikatı tam olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda daha çok müderrislik yönü ön plana çıkarılmış ve dönemin ulemaları arasında ismi zikredilmiştir. Tarikat silsilesi ve kendisinden sonra tarikatını devam ettiren şeyhlerden söz edilmemiştir.
Tasavvufî şahsiyeti hakkında üç farklı görüş vardır. Bunlardan biri Üveysî olduğudur. Hüseyin Vassaf, Sefine-i Evliya’da Yahya Efendi’nin tasavvufî kimliği için; “Yahyâ Efendi merhûmun hangi tarîkat-ı aliyyeye nisbeti olduğu meçhûldür. Zirâ kendileri şiddetle tesettüre meyyâl idi. Ricâl-i mestûrînden bulunuyorlar. Üveysiyyü’l-meşrebdirler. Ne sözlerinden, ne de eş’ârından, nisbetlerine dâir bir şemme almak mümkin değildir. Evliyâ-yı ahfiyânın meslekleri böyledir.[7]” demiştir.
Yahya Efendi’nin Zeynî tarikatına bağlı olduğu görüşü ise Hüseyin Ayvansarayî’nin Mecmua-i Tevârih adlı eserinde dile getirilmektedir. Yahya Efendi İstanbul’a geldikten sonra yaklaşık iki sene Seyyid Velâyet’ten ve Zenbilli Ali Efendi’den ders almıştır.[8] Bu iki ismin de Zeynî tarikatına mensup olduğu düşünülürse Ayvansarayî’nin görüşüne hak verilebilir.
Yahya Efendi’nin Mevlevî olabileceği görüşü ise Meral Asa’nın bir makalesinde söylenmektedir. Meral Asa bu görüşünü Yahya Efendi’nin divanında bulunan bir şiire dayandırmaktadır.[9] Ayrıca denizcilerin Yahya Efendi’yi sık sık ziyaret etmeleri, Beşiktaş Mevlevîhanesi’nin kurucularının da denizci olmaları ve Yahya Efendi Dergahı’nın haziresine defnedilmeleri bu görüşü destekler niteliktedir.
Yine de tüm bu bilgiler dikkate alındığında Yahya Efendi’nin tasavvufî kimliği için kesin olarak bir yargıya varmak mümkün değildir. Ancak yaygın görüş Üveysî olduğu yönündedir.
- Menkıbeleri
Yahya Efendi’nin hayatı ile alakalı hakkında bilgi veren kaynaklarda birçok menkıbe anlatılmaktadır. Mehmed Dâî Efendi tarafından Yahya Efendi’nin ölümünden sonra menkıbevî hayatını anlatan bir de eser yazılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud no: 4604’te kayıtlı bulunan Menkıbe-i Beşiktaşi Yahya Efendi isimli eserde Yahya Efendi’nin başka yerlerde zikredilmeyen menkıbelerini bir arada bulmak mümkündür.
Yahya Efendi’nin birkaç menkıbesine değinecek olursak; Yahya Efendi bir gün Yoros Kalesi’ne giderken Beykoz’da inip Değirmenci Hasan’dan taze yumurta almak ister. Ancak değirmene az önce uğrayan ustası bütün yumurtaları götürmüştür. Yahya Efendi’nin ısrarı üzerine kümese giren değirmenci gözlerine inanamaz. Çünkü boş bıraktığı kümesten bir sepet yumurta ile çıkar.[10]
Yahya Efendi bir gün oğluyla otururken, “nasibin var ise Hind’ten, Yemen’den gelir” demesi üzerine kapı çalınır ve Farsça konuşan bir Hintli gelir. Yahya Efendi’ye Hindistan’dan hediyeler getirmiştir. Hediyeleri sunup geldiği yere geri döner.[11]
Yahya Efendi Boğaz yakınlarındaki Keçilik’teki çiftliğine evler yaptırırken, hizmetlilerinden birisi ekmeğin ancak akşama yetecek kadar olduğunu haber verir. Yahya Efendi ona kaygılanmamasını söyleyip gönderir. Gece yarısı Yeniköy’de deniz kıyısında evi olan sırdaşı Turak Bey’e görünecek, sabah ekmek getirmesini söyleyecektir. Turak Bey ertesi sabah ekmek dolu bir kayıkla Keçilik’e varıp da hizmetliler bu tedbiri şaşkınlıkla karşılayıp sorguladıklarında anlayacaklardır ki Şeyh çiftlikteki odasındayken Yeniköy’de görünmüştür.[12]
- Örnek Şiirler
I
Sûfî degülem ben ki çekem çille vü halvet
Bârî çekilüp eyleyeyin taglara ‘uzlet
Tagda dutuşup tagda yanayım kül olınca
Şehr içre odum kimselere vermeye zahmet
Taglarda vü baglarda şular kim ede cevlân
Dünyâda dahi buldı olar lezzet-i cennet
Kim Kâf-ı kanâ’atde mukîm olsa mukarrer
‘Uzlet sebebi ile bulur ‘izzet ü devlet
Çün milk-i cihândan elini çekdi Müderris
Ol sûhte incitmeyenün cânına rahmet[13]
II
Işk-ıla Hû Hû dedükçe ‘âşık-ı dîvâneler
Yapılur ma’mûr olur gönüldeki vîrâneler
Bir kadeh nûş eyle gel gel Hû şarâbından bugün
Hû-ile Hû Hû olur çün Hû’y-ıla mestâneler
Hû şarâbından bu meclisde bugün mest ola gör
Tâ ki yârun suna yarın sana hoş peymâneler
İç şarâb-ı Hû-yı açsun gönlünün âyînesin
Göstereler tâ sana ‘arşdan yüce meyhâneler
Çünki meyhâne-i Hû’da mest olasın Hû-ile
Yeni yeni açıla Hû’dan sana humhâneler[14]
III
Her nefesde Hû’dur işi kim ki kıldı şükr-i Hû
‘Âşık-ı serbâz olanun fikri Hû’dur zikri Hû
El çeküp dünyâ evinden Hû yolında verdi cân
Şol ki Hû’dan lezzet aldı fikri Hû’dur zikri Hû
‘Âlem-i sûret görinmez gözine bir zerrece
‘Âlem-i mânâda anun fikri Hû’dur zikri Hû
Başına gavgâ edüp n’eyler bu fânî ‘âlemi
‘Âlem-i Hû’da şunun kim fikri Hû’dur zikri Hû
Kıl Müderris ‘ârif isen Hû yolında terk-i cân
‘Ârif-i Hû olanun çü fikri Hû’dur zikri Hû[15]
IV
Sen yüzi gül ayagında ben yüzi hâk isterem
Yüz urup andan gözüme kuhl içün hâk isterem
Degme bir zîbâ-cemâle eylemezdüm ben nazar
Bana ol bende demege dâmen-i pâk isterem
Âyet âyet mushaf-ı hüsnüne kıldugum nazar
Buna ol burhân içinde nass-ı levlâk isterem
Geceler bülbül gibi feryâd kılmakdan garaz
Gonca-veş ‘ışkun elinden yakamı çâk isterem
‘Işk-ı cânândan Müderris ister imiş dil halâs
Gör nice bî-‘aklmışım k’andan idrâk isterem[16]
V
Hû şarâbından bugün biz mest u hayrân olmışuz
Hû’da yakup nâm u nengi halka destân olmışuz
Hû’ya karşu ‘andelîb-veş kılmışuz âh u figân
Çünki Hû bezminde bir murg-ı gülistân olmışuz
Gönlümüzde yer edelden ‘ışk-ı Hû’nun Hak bilür
Dönmezüz meydân-ı Hû’dan ehl-i meydân olmışuz
Cân u dilden Hû deyelden eylemişüz terk-i cân
Yemezüz cân-ı gamın bu yolda kurbân olmışuz
Hû de cân ver ey Müderris sâdık isen kavlüne
Demeyesin yâre tâ da’vâda yalan olmışuz [17]
KAYNAKÇA:
ASA; Meral, “Bir 16. Yüzyıl Portresi Beşiktaşlı Yahya Efendi”, Journal of Turkish Studies, TUBA 27/1, 2003.
Âşık Çelebi; Meşairüş’ş-şuarâ (İnceleme-Metin), haz. Filiz Kılıç, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2010.
Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî; Dîvân, Millî Kütüphane Fahri Bilge 210.
Bursalı Mehmet Tahir; Osmanlı Müellifleri, haz.Ali Fikri Yavuz-İsmail Özen, Meral Yayınları, İstanbul 1972, c.1.
Hüseyin Vassaf; Sefine-i Evliya, haz.Metin Akkuş-Ali Yılmaz, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2006.
Mehmed Dâî; Menkıbe-i Beşiktaşi Yahyâ Efendi, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi, no:4604.
Mehmed Süreyya; Sicill-i Osmanî, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996, c.5.
ŞAHİN; Haşim, “Yahya Efendi-Beşiktaşlı” Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.43.
YILMAZ; Müslüm, Beşiktaşlı Yahyâ Efendi- Hayatı, Tasavvufî Şahsiyeti ve Divanı, Dergah Yayınları, İstanbul 2014.
[1] Âşık Çelebi, Meşairüş’ş-şuarâ (İnceleme-Metin), haz. Filiz Kılıç, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2010, s.796
[2] Mehmed Dâî, Menkıbe-i Beşiktaşi Yahyâ Efendi, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi, no:4604, vr.13a-b
[3] Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996, c.5
[4] Haşim Şahin, “Yahya Efendi-Beşiktaşlı” DİA, c.43, s.243; Mehmed Dâî, a.g.e., vr.15a-b
[5] Müslüm Yılmaz, Beşiktaşlı Yahyâ Efendi, s.33
[6] Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî, Dîvân, Millî Kütüphane Fahri Bilge 210.
[7] Hüseyin Vassaf, Sefine-i Evliya, haz.Metin Akkuş-Ali Yılmaz, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2006, s.121
[8] Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, haz.Ali Fikri Yavuz-İsmail Özen, Meral Yayınları, İstanbul 1972, c.1.
[9] Meral Asa, “Bir 16. Yüzyıl Portresi Beşiktaşlı Yahya Efendi”, Journal of Turkish Studies, TUBA 27/1, 2003, s.135
[10] Mehmed Dâî, a.g.e., vr:33a-34b
[11] Mehmed Dâî, a.g.e., vr:36a-36b
[12] Mehmed Dâî, a.g.e., vr:48a-49b
[13] Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî, a.g.e., vr:10b
[14] Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî, a.g.e., vr:12b
[15] Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî, a.g.e., vr:33b
[16] Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî, a.g.e., vr:29a
[17] Beşiktaşî Yahyâ Efendi el-İstanbulî, a.g.e., vr:20a
