MAR ADENTRO: Ölümü Seçme Hakkı

Ali ÖZALP…


“Yaşamak iyi değildir başlı başına, iyi olan iyi yaşamaktır.” Seneca’nın bu düşüncesine katılmamak mümkün değil. Ancak bu cümlenin içinde yer aldığı metnin bütününü okuduğumuzda; yaşam gibi ölümün de bir hak olduğu, iyi olmayan bir yaşamı yaşamak istemeyen kişinin kendi hayatı üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak ölümü seçebileceği gibi keskin ve kabulü o kadar kolay olmayan bir düşünceyi fark ederiz.  

İşte Alejandro Amenábar’ın yönetmenliğini üstlendiği gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Mar Adentro (İçimdeki Deniz) filmi de, antik çağlardan beri tartışılagelen “yaşama hakkının ölüm hakkını da içerip içermediği” sorusuna verilen cevapları gösterir bize.

Dünyayı gezme isteğiyle gemici olan ve uzun süre bu amacını gerçekleştirme imkanına sahip olan, Seneca’nın deyimiyle “iyi bir hayat” yaşayan Ramon Sampedro, genç yaşta bir kaza geçirerek yatağa mahkûm olur. Bütünüyle bakıma muhtaç olan Ramon’a önce annesi, o ölünce abisinin eşi bakar. Yatağa bağlı geçirdiği 26 yılın sonunda Ramon artık hayatını sonlandırmak ister.

Kendi hayatına son verme hakkı için Ramon’un yürüttüğü hukuki mücadelede, filmdeki her bir karakterin ötenaziye karşı farklı yaklaşımlarına şahit oluruz. Ramon’un isteğine karşı verilen farklı tepkiler felsefik bir tartışmayı yansıtmanın ötesinde duygu doludur. Bu nedenle film boyunca yönetmen, her bir karakter için empati yapma imkanını da bize sunar.

“Bir evladın ölümünden daha kötü tek bir şey olabilir. O da onun ölmek istemesi.” diyen babanın bu hisleri insanın içini acıtacak cinstendir.

Mutsuz bir evlilik geçiren Rosa’nın Ramon’la arkadaşlık kurması üzerinden de oldukça derin başka bir tartışmalı konunun içine çeker bizi Alejandro.

Sevmek, içinizi acıtsa da karşınızdakinin isteklerine saygı duyup bunu gerçekleştirmek için çaba göstermek midir? Yoksa her şartta sevdiğiniz için en iyisi olduğunu düşündüğünüz şekilde hareket etmek midir? Rosa’nın filmin başındaki ve sonundaki düşünce farkı, bize gerçek sevginin ipuçlarını da verir aslında.

Ramon, intihar edebilecek kadar hareket kabiliyetine sahip değildir. Bu sebeple neden intihar etmeyip ötenazi hakkı için mücadele ettiğini biliriz. Ramon’un ötenazinin yasal olduğu bir ülkede bunu gerçekleştirmek yerine İspanya’da hukuk mücadelesi vermesinin nedeni ise; onun yaşamak ve ölmek arasındaki kararsızlığı değil, yaşamaya değer olmayan hayatına son verme hakkından kendisinin mahrum bırakılmasına yönelik karşı koyuştur.  Kısacası onun amacı ölmekten ziyade onurlu bir şekilde ölümü seçebilme hakkına sahip olmaktır.

Ötenazi hakkı için verilen mücadelede Ramon’un avukatlığını yapan Julia (Belén Rueda) ile Ramon arasında pek çok ortak yön bulunmaktadır. Zamanla bu ortak noktaların bir aşka dönüştüğüne de şahit oluruz.

Ramon’un Julia ile gerçekleştirdiği ilk diyalogda hem ölmek istemesinin nedenini en basit şekliyle öğreniriz hem de duygusal yakınlaşmanın ilk işaretlerini fark ederiz.

“Bakın, şurada oturuyorsunuz, iki metre yakınımda… İki metre dediğiniz nedir ki? Bir insan için çok önemsiz bir mesafe. Benim içinse, size ulaşabilmek ve dokunabilmek için gerekli olan o iki metre, olanaksız bir seyahat…Bir hayal… Bir rüya…İşte bu yüzden ölmek istiyorum.”

Yaşama hakkının ölüm hakkını da kapsadığı, dolayısıyla ötenazinin bir hak olarak kabulünün gerektiğini savunan çok sayıda düşünür ve yazar vardır. Francis Bacon, doktorun acıları dindirme görevinin yalnızca hastalığın iyileşmesini sağlayacağı zaman değil, “kolay ve adil” bir ölümü sağladığı zaman da var olduğunu iddia etmiştir. Seneca; intiharı insanların ve hastalığın insafsızlığından kaçma olanağı veren büyük bir özgürlük olarak tanımlamıştır. Bu düşüncesini “Bineceğim gemiyi, oturacağım evi seçiyorsam, ölümümü de seçmeliyim.” şeklinde ifade etmiştir. Thomas More Ütopya’sında, çaresiz ve ıstıraplı bir hastalığa tutunan kişilere ölümü önermektedir. Alman Cerrah Dr. Hackethal acılar ile kıvranan yaşlı hastaların kendi istekleri ile ölmelerine yardımcı olmanın hekimin görevi olduğuna inanmış ve “Hipokrat andını”[1] etik anlayışa uymadığı gerekçesi ile basının önünde yakmıştır. Montaigne, yaşamayı zorlaştıran bir durumda hayatta kalmanın ölüm karşısında anlamsız olduğunu savunarak bireysel özgürlükten yana olmuştur. David Hume, Hıristiyanlığın geleneksel kabullerine meydan okuyarak “sefil bir yaşamı uzatma”nın anlamsız olduğunu; kişinin, acı çekerek Tanrı’yı mutlu etmeye çalışmasının boş bir inanç olduğunu savunmuştur.

Ramon’un isteğinin temellerini oluşturan benzer çok sayıda görüş bulunsa da yaşamın insana değil, Tanrı’ya ait olduğu, dolayısıyla ölümü seçme hakkının bulunmadığı ya da hayatın kutsallığı nedeniyle mutlak bir tasarrufa konu olamayacağı görüşleri tarih boyunca çok daha ağır basmış ve kabul görmüştür.

İslam, Hıristiyanlık, Musevilik ve Hinduizm gibi büyük dinlerin hepsinde yaşamın Tanrı tarafından bahşedildiği ve yaşama son verme hakkının da sadece Tanrı’ya ait olduğu kabul edilmiştir. Filmde Ramon ile tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayan Peder arasında gerçekleşen yaşam ve ölüm hakkındaki tartışma bu bağlamda son derece öğreticidir.

“- Temsil ettiğiniz kurum (Kilise) idam cezasını kabul etmiş ve bunu yüzyıllar boyunca, onun istediği şekilde düşünmeyenlere keyifle uygulamışken, sizin benim yaşamımla bu kadar yakından ilgileniyor olmanız beni oldukça şaşırtıyor. Bana yapmak istediğiniz bu olurdu öyle değil mi? beni diri diri yakmak! Beni, özgürlüğümü savunuyorum diye yakmak.

– Bir hayatı yok eden özgürlük, özgürlük değildir.

– Ve özgürlüğü yok eden bir yaşam da, yaşam değildir.”

Nietzsche’nin “Doktorlar için Etik” adlı yazısındaki “hastanın toplum için parazit olduğu, belli bir durumda, artık daha fazla yaşamanın uygun olmadığı” şeklindeki görüşleri biraz da çarpıtılarak Nazi Almanya’sında 8.000’e yakın çocuk ve 70.000’den fazla yetişkinin ötanaziyle ile öldürülmesine temel teşkil etmiştir. Bu elim olaylardan dolayı da toplumlar ötenaziye karşı uzun süre tepkisel yaklaşmıştır. Ancak bireyselliğin arttığı ve temel hak ve özgürlüklerin düşünsel temellerinin gittikçe gelişme kaydettiği zamanımızda bu hak yeniden tartışılmaya ve uygulama alanı bulmaya başlamıştır. Ötenaziye bakıştaki bu düşünsel değişim, yine Ramon ile Peder arasındaki tartışmaya aracılık eden genç öğrencinin tartışmanın sonunda Ramon’un talebine hak vermeye başlamasıyla somutlaştırılmıştır.

Bu değişimin kritik sonuçlarını en açık şekilde Hollanda örneğinde görebiliriz. Hollanda’da tedavi olunamayan, tedavisi uzun süren veya dayanılmaz derecede ıstırap veren hallerde hastanın özgür ve tekrarlanan talebi alınarak ötenazi uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bugün Hollanda, ötanazinin en yaygın olarak uygulandığı ülke konumundadır. Ramon’un filmin sonundaki eylemine karşılık gelecek şekilde İsviçre’de ötenazi, yardımlı intihar bağlamında uygulama alanı bulmuş; kişisel menfaatin bulunmadığı durumlarda yardımlı intihar suç olarak düzenlenmemiştir.  Yaşanılan ülkede ötenaziye izin verilmemiş olmasının temel hakların ihlali olduğu iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelen davalarda ise Mahkeme, yaşamın dokunulmazlığı temelinde ötenaziyi hak olarak görmemiştir. Halihazırda Türkiye’de de, ötenazinin herhangi bir şekli yasal olarak kabul edilmemektedir.

Filme konu olayın yaşandığı İspanya’da ise ötenazi halen yasal olarak kabul edilmemektedir. Onurlu bir hayat hakkının onurlu bir ölümü de kapsadığını savunanların hukuki mücadelesi halen devam etmektedir.

Ramon’un yürüttüğü hukuki mücadele başarılı olamasa da, 28 yılın sonunda arzu edilen sona Ramon kocaman bir gülümsemeyle ulaşıyor. Aslında Ramon film boyunca bütün olumsuzluklara karşı gülümseyerek yanıt veriyor. “Nasıl bu kadar gülümseyebiliyorsun?” sorusuna “Kaçıp gidemiyorsan ve kesin bir biçimde başkalarına bağımlıysan gülerek ağlamayı öğreniyorsun.” diyerek yanıt veriyor.

Julia’nın hukuki yardımı gönüllü olarak kabul etmesinin nedenini filmin başında pek anlamasak da Julia’nın insanın bilişsel yeteneğini yok eden “casadil” hastalığına yakalandığını ve arzu edilen sona Ramon’la birlikte gitmeyi istediği için bu işi üstlendiğini öğreniyoruz. Ayrıca gerçek bir yaşam öyküsünü aktaran filmde tek gerçek olmayan karekterin Julia olması, Ramon’la imkânsız bir aşkı deneyimlemesi ve isimlerin benzerliği bize William Shakespeare’ın Romeo ve Juliet’ini anımsatıyor. Hikâyenin sonunda Ramon’un hayatına son vermesi, Julie’nin ise kendi tercihiyle yaşam denilemeyecek bir hayata katlanmak zorunda kalması, yönetmen Alejandro’nun Seneca’nın hayat hakkındaki görüşlerine hak verdiği izlenimini veriyor.

Sonuç olarak; yaşam ve ölüm hakkına karşı yaklaşımınız ne olursa olsun, hiçbir fikri dayatmaya gitmeden, ölümü arzu eden bir insanın bu arzusunun duygusal temelini anlamımızı sağlayan son derece başarılı bir filmdir Mar Adentro.


[1] Hipokrat Yemininde “İsteyen hiç kimseye öldürücü bir eczayı ne vereceğim ne de bunu tavsiye edeceğim.” şeklindeki ifade, ötanazinin o dönemlerde gündemde olduğunun ve Hipokrat’ın ötanaziye açık bir şekilde karşı olduğunu göstermektedir.

Kaynakça

– BİLGİN Nursel Gamsız, Ötanazi: Tanım ve Tarihçe, Lokman Hekim Journal 2013;3(2): s.25-31.

– SERDAROĞLU, Erika Biton, Ötanazi – Ölme Hakkı, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. Cevdet Yavuz’a Armağan, s.463-492.

– SULU Muhammed, Ötanazi Üzerine, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.22, S.2, s.551-574.

– GÜRCAN Ertuğrul Cenk, Ötanazi: Yaşama Hakkı Açısından Bir Değerlendirme, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 60 (2) 2011: 255-280. S.255-280.


Filmin Künyesi

Yönetmen: Alejandro Amenábar

Oyuncular: Javier Bardem (Ramon Sampedro), Belén Rueda (Avukat Julia), Lola Dueñas (Rosa)

İMDP Puanı: 8,0

Metascore Puanı: 74

Yapım Yılı: (2004)

Aldığı Ödüller

Oscar (Akademi) – En İyi Yabancı Film (İspanya)

Altın Küre – En İyi Yabancı Film

Bangkok Film Festival – En İyi Film & En İyi Aktör

Venice Film Festivali – Jüri Büyük Ödülü – Gümüş Aslan

Venice Film Festivali – En İyi Yabancı Film Ödülü

Venice Film Festivali – En İyi Erkek Oyuncu Ödülü

Volpi Cup – En İyi Aktör (Javier Bardem)

Young Cinema Ödülü (En İyi Uluslararası Film)

European Film Ödülü – En İyi Aktör & En İyi Yönetmen

NBR Ödülü – En İyi Yabancı Film

Hollywood Film Festivali – En İyi Avrupa Filmi

ONDAS-Cinemania Ödülü  – En İyi Yönetmen

SDFCS Ödülü – En İyi Yabancı Film