Adımların Semti Anıların Gölgesi…

Rumeysa Bayındırlı…


Zorlu bir yokuşun ardından, Eski İstanbul’dan kalan nadir binalardan birinin heybetli kapısını araladık. Yerdeki siyah beyaz eski karoları inceleye inceleye ilerledik. Sonradan eklendiği anlaşılan merdivenlerden hızlıca indik. Karşımızda bakımsız olduğu kadar samimi bir bahçe… Portakal ağaçlarının o enfes kokusu içinize işliyor. Az ilerde ufak bir tarla… Domatesler, patlıcanlar, biberler… Şaşkın bakışlarla gülümsemekten kendimizi alamıyoruz. İstanbul’un göbeğinde bu Beyoğlu semtinde koca koca binaların arasında muazzam bir bahçe. Ağaç gölgesine denk düşen bir masaya oturduk. Etrafı incelemeye devam ettik. Arkamızda kim bilir ne zamandan kalma bir kilise. Yanımızda metruk bir yetimhane…
Bu mekânlardan kaç çeşit insan geçti diye düşünüyoruz içten içe. Derin bir sessizliği bir çocuk çığlığı bozuyor. Nerden çıktı bu velet? Burada da mı rahat yok! Yok! Bizim gibilere, İstanbul’un göbeğinde çok az insanın bildiği bu bahçede de rahat yok.
Üçümüz de rahatsızız. Ama içimizdeki bu huzursuzluğa başkaları eklenince deliriyoruz. Biz kendi rahatımızı kaçıran insanlarız arkadaş başkası dâhil olmasın lütfen! Biz demişken üç kişiydik. Birbirimizi çok uzun zaman sonra görmenin coşkusu vardı içimizde. Salak salak gülümsüyorduk. Kaçamak bakışlarla keyfine varıyorduk tepemizde esen ılık rüzgârın. Güneş yine en talihsizimizin gözüne gözüne vuruyordu. En yorgunumuz ayakkabılarını çıkarıp uzandı iki sandalyeye. Bize mutlu bir haber verdi. Üçümüz bir olmuş döne döne o haberi konuşuyorduk. Katlanan mutluluk bir gövde kazanmış bizimle masada oturur olmuştu. En ürkeğimizse o mutluluğu allayıp pullayıp pamuklara sarmak istiyordu.
Çaylar söylendi mutluluk uykuya daldı… Sigaralar yanınca beklenen, masaya geldi: “Geçmiş”

İzlerini silip atamadıkları geçmiş masaya oturunca, huzursuzluk kelimelere dökülünce rahatlamaya başladılar. Kelimeler masayı kuşatınca yaşamaya başladılar. Olduklarını, olmadıklarını; yaptıklarını, yapmadıklarını… Gittiklerini, gitmediklerini…Hayır!
Paylaştıkça çoğalmaz her şey!
Kim uydurmuş bunu!
Her şey paylaştıkça yaşar.