Zeynep ÖZALP…
1937 İspanya’sı tarihte yaşanan en büyük katliamlardan birine, bile isteye ev sahipliği yapmıştır. Nazi Almanya’sının ve Faşist İtalya’nın askerî uçakları deneme yapmak için Franco’dan izin istemiştir. Franco, İspanya’nın bir kasabası olan Guernica’da bu denemelerin yapılmasına müsaade etmiştir. O yıllarda Picasso katıldığı sergide Alman bir komutanla karşılaşmıştır. Komutan tabloya bakarak şöyle der:
-“Bunu siz mi yaptınız?”
Picasso ise: -‘’Hayır siz yaptınız! ’ ’ diye yanıt verir.
Bu mesel asırlardır tartışıla gelen bir konuyu tekrar gündeme getirmiştir: Sanatçı toplumun veya siyasetin alanına dahil olmalı mıdır?
Muktedirler form ve estetik ile ilgilenmezler. Onlar için önemli olan sanatın propaganda işlevidir. Tam da Althuser’in bahsettiği gibi: “Devletler meşruiyetleri için her türlü kültürel aygıtı kullanırlar.” Toplumun ne dinleyeceği, güzellik algısının ne olduğu, nasıl evlerde oturacakları otoritelerin tasarrufunda olmuştur.
Mezopotamya’da krallar kudretleri göğe varsın diye devasa anıtlar yapmış, Firavunlar piramitler inşa ederek rablik iddiasında bulunmuş, Antik Yunan yöneticileri politikalarını halka tiyatro vasıtasıyla ulaştırmış ve İskender, Tanrı Zeus’un oğlu olduğunu heykelleriyle göstermeye çalışmıştır.
Modern zamanlarda da siyaset sanatçının en büyük imtihanı olmuştur. Toplumda derin değişimler ve dönüşümler yaratan Fransız Devrimi’nden sonra güçlenen burjuvazi, toplumla birlikte sanatçıyı da Ortaçağ’ın baskısından kurtarırken kendi hegemonyası altında tutmuştur. Dönemin sanatçılarının en yüce görevi ulusalcılığın ve devrimciliğin resmedilmesi olmuştur. Sanatçılar dinsel alandan kurtulup ideolojik alana hapsol- muştur.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika ve Sovyetler arasında oluşan kutuplaşma sanat alanında da yaşanmıştır. Liberal ve özgürlükçü Amerika; sanatın sanat için olması gerektiğini savunurken, Sovyetler; sanatın toplum için olduğunu söylemiştir. Marksistlere göre sanatçılar en büyük emekçilerdir. Aynı hikâyeyi yaşayıp duruyoruz hasılı. Yani sanat; iktidarlar, marşlar, devrimler için, dinsel otoriteler ve hegemonya için var olmak zorunda kalmıştır…
Tabi hep statüko için araç olmamıştır sanat. Bazen de periferide bulunanların ve mazlumların direnci olmuştur. Orta çağ Avrupa’sında vahiylerin müzikal bir şekilde okunması rahipleri endişelendirmiştir. İnsanlar müziğe o kadar aşıktı ki vahiy bunun gölgesinde kalıyordu. Belli bir süre boyunca vahiyler müziksiz okunsa da cemaatin itirazı nedeniyle müzik tekrar ibadetin merkezinde yer almıştır. Benzer bir direnç 8. ve 9. yy’da tasvir yasağını uygulamak isteyen imparatorlara karşı gösterilmiştir. ‘İkona Kincilik’ dönemi olarak da bilinen bu dönemde imparatorlar bilhassa okuma yazma bilmeyen ve dinlerini ikonalardan öğrenmek isteyen kadınların itirazıyla karşılaşmıştır.
Ait olduğumuz bu coğrafyada tanıdık olduğumuz bir münazara konusudur: Sanat, sanat için midir? Sanat, Toplum için midir? Yoksa sanat, siyaset için midir?
Sanat hiçbir şey için değildir, olmamalıdır. Değeri bizatihi kendi varlığından kaynaklanmalıdır. Şayegan’ın tespitiyle, sanat, her türlü dinsel ve geleneksel tahakkümden kurtulup bağımsız ve özerk alana sahip olmalıdır.
