Ramazan Gecelerini Nurlandıran Gelenek: MAHYA

Kübra ŞAHİN…


Kültürümüz birbirinden güzel Ramazan âdetlerine sahiptir. Bu güzel ay türlü güzelliklerle geçirilir. Ramazan gecelerinde semayı süsleyen âdetlerden biridir mahyalar. Arapça “mahiyye” kelimesinden türetilen mahya, Ramazan ayına mahsus anlamına gelmektedir. Istılah manası olarak; “Ramazanlarda çifte minareli olan camilerde iki minare arasına ge­rilen ipe asılmak suretiyle kandillerle yazılan yazı ve yapılan resimlere verilen ad”[1] demektir.

Aslında sadece çifte minareli camilerde mahya kurulmamış, tek minareli camilerde de çeşitli yollarla mahyalar kurulmuştur. Tek minareli camilerde minare şerefesi ile kubbe alemi arasına gerilen ip üzerine ‘Yâ Âli’, ‘Yâ Gânî’ gibi kısa mahyalar kurulmuştur.[2] Bazı tek minareli camiler ise kaftan geçirme âdetiyle, yani minarelerin herbir tarafının kandillerle donatılmasıyla ışıklandırılmıştır.

Mahya kurulmasına o kadar önem verilmiştir ki Sultan III. Ahmed devrinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Ramazan ayında bütün selâtin camilerine mahya kurulması için ferman buyrulmuştur. Bu ferman üzerine Eyüp Camii’nin minarelerinin arası mahya kurmaya elverişli olmadığı için camiye iki şerefeli iki minare daha ilave edilmiştir. Tek minaresi bulunan Üsküdar Mihrimah Camii’ne de halkın mahya kurulmasını istemesi üzerine bir minare daha inşa edilmiştir.[3] Böylece Ramazan gecelerini aydınlatan mahyalar, Lale devrine de bir kat daha ihtişam katmıştır.

Mahya deyince aklımıza “Hoş geldin yâ şehr-i Ramazan”, “On bir ayın sultanı” gibi yazılar gelir. Hâlbuki yakın zamana dek sadece yazı değil gül, lale, karanfil gibi çiçek şekilleri, cami, kuş, çadır, kayık, vapur, köprü, köşk, balık, araba, ay yıldız, tramvay, kız kulesi, şemsiye, baklava dilimi, çorba kasesi gibi çok çeşitli şekiller de mahyalarda görülmüştür. Özellikle Ramazanın ilk on beş günü “Hoş geldin”, “Safa geldin”, “Merhaba yâ şehr-i Ramazan” gibi karşılama ifadeleri; Ramazanın on beşinden sonra ise, özellikle de Kadir gecesinde “El-firâk”, “Elveda” gibi veda ifadeleri mahya olarak kurulurmuş.[4] “Ey oruç tut bizi”, “Oruç tut sıhhat bul”, “Bismillâh”, “Namaz dinin direğidir”, “İslâm güzel ahlaktır”, “Cennet cömertlerin yeridir” gibi çeşitli yazılar da Ramazan gecelerini süslemiştir.

Sultan Abdülaziz devrinin ünlü mahyacısı Abdüllatif Efendi, her Ramazanın on beşinden sonra Süleymaniye Camii’nin minareleri arasına gezdirme mahya adı verilen hareketli mahyayı kurarmış. Bir araba, Unkapanı Köprüsü, balıklar ve kayıkların olduğu bu mahyada balıklar ve kayıklar hareket edermiş.[5] Eskiden Ramazanın on beşinde hükümdar Topkapı Sarayı’na gelirken yolu üzerindeki camilere “Padişahım çok yaşa” yazılması da âdettenmiş. Bazı camilerde de Ramazanın son gecesi vapur resmi yapılması gelenek hâlini almış.

Her ne kadar mahya deyince akla Ramazan gelse de eskiden başka zamanlarda da mahya kurulurmuş. Kandil gecelerinde “Kandiliniz mübarek olsun”, fetih haftasında “İnna fetahnâ leke fethan mübina”, vakıf haftasında “İnsan fânî vakıf ebedî”, camiler haftasında “Camiler yurdun tapularıdır” gibi mahyalar kurulurmuş.[6]

Peki halkın ‘acaba ne yazılacak’ diye heyecan içinde beklediği mahyaları kuran mahyacılar kimlerdi? Bu güzel sanatı uygulayan eski zamanların bazı mahyacılarından bahsetmek yerinde olacaktır. Mahyanın ilk defa 1711 yılında Kefevî isimli bir Türk hattat tarafından icat edildiği söylenir.[7] Kefevî Efendi’nin yetiştirdiği mahyacılar sayesinde bu sanat gelişmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Genç yaşında mahyacılığa başlayan Süleymaniye Camii’nin mahyacısı Abdüllatif Efendi de bu sanatın ilerlemesine vesile olmuş bir kişidir. Yaptığı gezdirme mahya ile ünlüdür. Osmanlı Devleti’nin son mahyacısı Ali Ceylan uzun yıllar Sultan Ahmet Camii’nde mahyacılık yapmıştır. Kandilli mahyalardan elektrikli mahyalara geçişi sağlayan kişi de Ali Ceylan’dır.

Bu güzel sanatın her dâim devam etmesi ve göklerimizi süslemesi, Ramazan gecelerimizi aydınlatması dileğiyle…

Kaynakça:

AYVAZOĞLU; Beşir, “Kandiller, Mahyalar ve Türk Kimliği”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010.

KARA; İsmail, “Mahya, Eyle Ramazan-ı Şerif’i İhya!”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010.

PAKALIN; M. Z.,Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M.E.B. Yayınları, İstanbul, 2004.

ÜNVER; A. Süheyl, “Mahya ve Mahyacılık”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010.

“Gökte Yazı Nasıl Yazarlar?”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010.


[1] M. Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M.E.B. Yayınları, İstanbul, 2004.

[2] A. Süheyl Ünver, “Mahya ve Mahyacılık”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010, s.84.

[3] İsmail Kara, “Mahya, Eyle Ramazan-ı Şerif’i İhya!”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010, s.25; A. Süheyl Ünver, a.g.e., s.79.

[4] İsmail Kara, a.g.e., s.32.

[5] Beşir Ayvazoğlu, “Kandiller, Mahyalar ve Türk Kimliği”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010, s.60.

[6] İsmail Kara, a.g.e., s.35

[7]“Gökte Yazı Nasıl Yazarlar?”, Göklere Yazı Yazma Sanatı Mahya, Editör:Yusuf Çağlar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yayınevi, İstanbul, 2010, s.139.