MODERN ZAMANLAR

Zeynep ÖZALP…


İşçilerden beklenen neyi niçin ürettiklerini sormaksızın, üretim ilişkilerine, emeklerine ve gerekirse kendilerine yabancılaşmalarıdır.

Modern Zamanlar filminde Charlie Chaplin, modernizmin ve endüstri çağının dramını dile getirir. Bu film dahice kurgulanan bir eleştiridir aslında. 17. yy’dan beri hegemon ideoloji olan modernizm hiç de umulan hedeflerine ulaşmamıştır. Aydınlanma düşüncesi ile insan kulluktan çıkıp akılla kurgulanan dünyada özne olarak konumlandırılacakken nasıl olur da makinenin / fabrikanın / patronun; Foucault’un deyişiyle ‘kendi eliyle kurduğu rasyonel iktidarın ve modem devlet aygıtlarının kölesi’ olmuştur? Chaplin’i ve modem zamanlan özel kılan, ideologların ve düşünürlerin yüzlerce kitapta teorilerle anlatmak istediği ve eleştirdiği olguları bir filmde şaşkın bakışlarıyla anlatmasıdır.

Filmde stabil bir zaman anlayışı yoktur. Modernizm her şeyi olduğu gibi zamanı da bütünselliğinden koparmıştır. Chaplin, Fabrika’da hızlı çalışan işçi kitlesine ayak uyduramaz. İşçilerden beklenen neyi niçin ürettiklerini sormaksızın, üretim ilişkilerine, emeklerine ve gerekirse kendilerine yabancılaşmalarıdır. Yabancılaşma ve üretim ilişkileri hakkında Marx şöyle bir karşılaştırma yapmıştır; “Emeğin zenginler için mucizeler yarattığı doğrudur, ama işçi için yoksunluk yaratır. Saraylar üretir, ama işçi için ahır gibi kulübeler yaratır. Güzellik yaratır, ama işçi için çirkinlik, biçimsizlik yaratır. Akıl, zekâ üretir; ama işçi için aptallık üretir.” Filmde zamanlar gibi mekânlar da kopuktur. Birçok mekânda tutunmaya çalışan Chaplin girdiği her ortamda düzeni bozacaktır. Her yerde kurulu bir sistem vardır. Makineleşme sadece fabrikada değil insanların olduğu her yerde mevcuttur.

Yemek yedirme makinesi filmin en trajikomik sahnelerinden biridir. ‘Yemek için iş durmayacak, rakip firmalardan üstün olacaksınız” sloganıyla üretilen bu makine, işçinin yemek için mola verdiği zamanı kontrol etmek amacıyla üretilmiştir. Bu makine kapitalizmin özetidir aslında. Makine hata verince kurtarılmak istenen makine olur, Chaplin değil. Özne artık makinedir, insan değil.

Film 1936’yılında çekilmiştir. George Orwel’in 1984’ünden 12 yıl önce. Chaplin’in fabrikasında işçileri ekran-dan sürekli işçileri kontrol eden tuvalete bile konulan büyük ekranın Orwel’in romanındaki ‘Big Brother’ kurgusuna ilham olduğu söylenir. Patron iççilerin en özel alanına bile müdahildir. 1930’lar Avrupa’da ekonomi ve politika alanında liberalizme olan inanç sarsılmıştır zira 1929 yılında büyük ekonomik bunalım başlamıştır. Bundan sonra sol ideolojilerin bayrağı yükselecektir. Bu ideolojik rekabeti; işçi ayaklanmaları filmin önemli sahnelerinden biridir. Rastgele yoldan geçen Chaplin bir arabanın arkasından düşen kırmızı bayrağı alacaktır. O sırada yürüyüş yapan işçiler onu lider olarak omuzlarına alacaklardır polisler gelecektir o sırada liderimiz kanalizasyon çukuruna düşecektir.

Kapitalist sistemde insanın en büyük kayıplarından biri doğaya yabancılaşması olmuştur. Kentlere kitlesel göçün istihdam edilmesi gerekiyordu. Barınma ihtiyacının karşılanması için beton evler, iş ihtiyacı için büyük fabrikalar inşa edilmeliydi. Filmde Chaplin’in hayali de çok manidardır; pencerelerden sarkan meyveleri ve sokaktan geçen ineği de eksik etmemiştir hayalinden.

Filmde Avrupa toplumunu oluşturan sınıfsal yapıya da dikkat çeker; bir yandan işçi sınıfı diğer yandan gazete okuyan, eğlenen burjuva sınıfı. Chaplin ve kız arkadaşı hiçbir yerde tutunamayınca kendilerini burjuvanın takıldığı bir eğlence mekânında bulacaklardır. Komik şarkılar söyleyip dans edeceklerdir.

Klasik filmleri bir sonuca bağlamak çok zordur. Çok dikkatli bir şekilde izlenmesi, üzerinde tartışmalar yapılması gereken bu film sadece endüstri çağım değil, modem zamanlardan sonra şekillenen rasyonel dünyayı anlamak için de izlenmelidir.