Suvat PARİN…
Göç, yer değişikliğini ifade eden ortak bir anlam çerçevesine gönderme yapsa da farklı dil ve kültürlerdeki nominal ve anlamsal karşılıkları değişiklik gösteren bir olgu özelliği göstermektedir. Yer değişikliği edimine yüklenen farklı anlam(lar), göç hareketlerinin gerçekleştiği kültürel, dinsel, siyasal ve toplumsal kategorilerden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifade ile her yer değişikliği her sosyolojik yapıda aynı çağrışımlara yol açmamakta aksine yerler arası hareketlilik, göçün yaşandığı toplumların tarihsel, siyasal, ekonomik ve kültürel deneyimlerine dayanan bir gerçeklik olarak anlam kazanmaktadır.
Türkiye’de göç araştırmaları hem konu kataloğu hem de işlenme biçimi açısından geniş ve zengin bir birikim/literatür oluşturmaktadır (Kaya ve Şahin, 2007). Gerek söz konusu literatürün göç analizlerinde gerekse de göç teorilerinin yanıtlamaya çalıştığı sorularda, göçü ortaya çıkaran nedenler, göç kararının alınma biçimi ile birlikte göç eden birey ya da toplulukların sahip olduğu yaşam sermayesi/tarzı ile habitatta mukim olanların sahip olduğu yaşam birikimlerinin karşılaşmalarının yarattığı sosyolojik gerilimler ya da problemler güçlü bir vurgu ile ön plana çık(arıl)maktadır (Tekeli, 2008: 23). Göç eksenli demografik karşılaşmaların yol açtığı sorunlar yumağının bir tarafında yerleşiklerin göçmenleri kendi sokaklarına, mahallelerine, kentlerine davetsiz giren ve yaşam konforlarını deforme eden, hatta hayat tarzlarına yönelik ciddi ve kalıcı bir tehdit olarak gören yaklaşımları yer alırken, tablonun diğer tarafında ise göç edenin yersiz, yurtsuz, eğitimsiz, fakir, köylü ve kentlileşmesi imkânsız gibi lanse edilen kurgusal kolaj bir resmi bulunmaktadır. Bu kategoriler üzerinden yaklaşıldığında göç olgusu sorunlu karşılaşmaları barındıran, yerleşik düzeninin ayarlarını bozan, psikolojik ve sosyolojik maliyetleri itibariyle çok bilinmeyenli, baş edilmesi zor bir denklem olarak formüle edilmektedir.
Oysaki göç edenin sahip olduğu kültürel, ekonomik, siyasal, dinsel ve toplumsaldan müteşekkil birikimini(n), gittiği yerde karşılaştığı yaşam sermayesini de olarak formüle edecek olursak göç eden kişi ya da grubun kazanımı matematiksel anlamda n+1 anlamına gelmektedir. Bu açıdan ele alındığında özellikle göçe yol açan her türlü negatif nedeni meşrulaştırma riskini barındırsa da göçlerin özü itibariyle pozitiflikleri yoğun bir dinamik olduğu söylenebilir. Çünkü Borik olarak, var olana bir ekleme (n+1) ve genel itibariyle bir zenginleşme söz konusudur. Başka bir ifadeyle göç eksenli karşılaşmaların ortaya çıkardığı durum hem göç eden hem de göçü karşılayan cenah açısından bir kayıp ve gerileme değil aksine n+1 halidir ya da yeni bir varoluş durumudur. Varoluş kavramının kendisi hareketi, kopmayı, yola çıkışı, uzağı içermektedir, ihlal edici bir biçimde olsa da ötekine açılmak anlamına gelmektedir (Maffesoli, 2011:40).
Göçün ilk yıllarında göçmen olarak nitelendirilen insanlar, toplumsal ilişkileriyle, siyasal pozisyonlarıyla, ticari yapısıyla, müziğiyle, ritmiyle, sembol ve simgeleriyle, yüzleriyle, renkleriyle, duvarlarındaki afişleriyle, sokaklarındaki sesleriyle, bankalarıyla, işyerleriyle, kahvehaneleriyle ve insan manzaralarıyla farklı ve kalıcı alanlar yaratmaktadırlar. Bu yönüyle göç edenlerin hareketliliği, mekânsal düzlemde yatay bir pozisyon değişikliliğinin ötesinde yeni bir alanı inşa eden aktörlerin varlığına işaret etmektedir. Göç eden birey ve gruplar ile göç edenleri karşılayan gruplar arasında imaj, figür, dil, söylem, sanat, ritüel ve sembollerle örülmüş siyasi, iktisadi ve sosyal bir alan ve bu alandaki ilişkileri yansıtan bir göç ağı oluşmaktadır. Göçmenlik hali bu açıdan bireyin kültürel, siyasal ve ekonomik süreçler yoluyla çeşitli sermaye türlerinin biriktirilmesini, kullanımını ve etkilerini, bu sermaye türlerinin hacmini ve değiştirilebilirliklerini içermektedir (Kaya, 2003: 13-14; Faist, 2003: 271).
Bütün toplumlarda göçün, kültürel kimliklerin belirginleşmesinde çok önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Kültürlerini kapalı bir çevrede ya da homojen bir yerleşkede yaşayan grupların kendilerinden farklı olanlarla karşılaşmadan kendi kültürlerini ve kimliklerini algılamaları çoğu zaman mümkün olmayabilmektedir. Bu açıdan göç, belli kültür gruplarının kendilerini tanımlamaları için çok etkili bir ortam yaratmaktadır. Fakat göç aynı zamanda diğer kültür gruplarının kavranmasına ve yemden tanımlanmasına da olanak vermektedir (Erder, 1999: 73). Göç ve hareket daima bireyi ya da grubu mirasının sınırlarıyla karşı karşıya getirmektedir. Bu karşılaşmada geri çekilme tercih edilebilir ve yalnızca eski görüşleri onaylayan bir yerin müdavimi olunur. Bu durumda öte taraftaki her şey karanlıkta kalmaya ve belirsizliğini korumaya devam edecektir (Cham- bers, 2005: 144-145).
Bireye ve gruplara kullanabilecekleri imkanlar olasılığını artıran, mesleki formasyon ve sosyal mobilite olanakları sunan göç olgusu (Tekeli, 2008: 18), sosyaliteleri heterojenlik arz eden bireylerin ve grupların göç neticesinde yüzleşmelerinin gerilimler ve sorunlar da yarattığını, sorunların çözümüne dönük geliş(tiril)en çözüm arayışlarının ve baş edebilme stratejilerinin de bireyde yeni bir pedagojiye yol açtığını bunun da nihai noktada bir olgunlaşma ya da zenginleşme olduğu söylenebilir. Göç hayal kırıklığına uğramış bir kitlenin ya da kişinin bir kitle hareketine katılmakla elde edeceğini umut ettiği şeyleri yani değişikliği ve yeni bir başlangıcı vaat eder. Özellikle kitle halindeki göçler taşıdıkları insan malzemesi özelliği bakımından verimli ortamlar oluşturmaktadır. Göç bu anlamda vaat edilene doğru bir yürüyüş anlamına gelmektedir (Hofifer, 1980: 13-14).
Göçün birey ve toplum hayatına sunduğu artıları içeren önermeleri güçlendiren yaklaşımları dinsel yaklaşımlarda da bulmak mümkündür. İslam tarihinde Hz. Muhammed’in 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicreti İslam uygarlığının nüvesi ve dinamik gücü olarak anlam kazanırken, İslami öğretide dünyasal yaşam, kısa süreli ve geçici bir evre(n) olarak nitelendirilmektedir. Ölüm, bir yok oluş değil sonsuz hayata bir göç demektir. Bireyin doğumla başlayan göç hareketliliği bir yaş diliminden sonraki yaş dilimine her geçiş ayrılık, zorluk, zorunluluk barındırsa da bu nihai noktada birçok açıdan pedagoji, olgunlaşma ve büyümek anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle “evvela rahimden ayrılır insan istemeye istemeye gözlerini açar dünyaya ağlayarak, sonra memeden ayrılış, sonra kucaktan. Neye aıştıysa ondan ayrılması zordur insanın, neye alıştıysa ondan ayrılmak zorunda kalıyor insan” (Cündioğlu, 2009: 114). Yerinden olmak ya da yer değiştirmek sürekli benliğe ve deneyime değer katar (Sennett, 2011: 57).
Yer değiştirme hareketleri ekonomik, kültürel ve toplumsal sermaye türlerinde birikime ve kapasite genişlemesine, kimliksel olarak da farkında- lığa ve yeniden var olmaya yol açmasına ya da bunlara imkân tanımasına rağmen, Türkiye’de göç analizlerinde neden ekseriyetle olumsuz veçheleri öne çıkan yorumlar baskın bir boyut kazanmaktadır? Bu soruya cevap olabilecek açıklamaların bir tarafında spesifik olarak göçe bakma, göçü değerlendirme, göçü yorumlama ve göç anlamlandırmalarını içeren yöntemsel bir boyutunun olduğu söylenebilir. İkincisinde ise Türkiye’de birey ve toplum hayatını etkilemiş, tarihsel bir boyut kazanmış ve göç literatüründe önemli bir yer tutmuş göç deneyimlerinin şekillendirdiği olumsuzluğu belirgin bir duvarın varlığı ön plana çıkmaktadır.
Türkiye toplumunun yaşadığı göç hadiseleri önümüze konuyla ilintili çok sayıda kavram biriktirmiş durumda. Bu çerçevede göçü anlamak için müracaat edilen kavramların farklı göç kategorilerine yuvalanmış tarihsel, sosyolojik, ekonomik soy kütüklerinden söz edilebilir. Göç deneyiminin aktığı yaklaşık bin yıllık bir tarihsel şeridin bütün evrelerine bu yazıda işaret etmek mümkün görünmemektedir fakat bazı dönemlere vurgu yapmak söz konusu meramı anlatmak açısından zaruri görünmektedir. Türklerin Anadolu’ya göçle yerleşmesi, bir atayurt/anayurt simgesini ve özlemini pekiştirmektedir. 20. yüzyılın başında Anadolu’da toplumsal çatışma ve gerilimler sonucunda yaşanan Ermeni tehciri, 6-7 Eylül olayları (Dosdoğru, 1993) göçün bu coğrafyadaki yaşanmış çizgilerini yansıtmaktadır. Cumhuriyet Türkiye’sinde kırdan kente yönelen 1950 göçleri, 1990’larda güvenlik nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan zorunlu göçler toplumsal belleğe farklı motiflerle işlenmiş yer değişiklikleridir. Türkiye topraklarında 2000’li yılların ortalarına kadar göçebe yaşam tarzını kanıksamış toplulukların kentsel yaşamdaki sorunlu varlığı (Biçim, 2012; Tayanç, 2016) söz konusu olmuştur. Türkiye’den Avrupa’ya yönelmiş kimlik, din, entegrasyon üzerinden tartışılan büyük bir göç deneyimi vardır (Danış ve İrtiş, 2008). İş, eğitim, evlilik, sağlık ve askerlik gibi nedenlerle Türkiye coğrafyasına yayılmış ve kendilerini ait hissettikleri yer itibariyle gurbette hisseden/iddia eden büyük bir nüfusun varlığı karşımızda durmaktadır. Politik tedbir ve kaygılar veya kurumsal disiplinler gerekçe gösterilerek yeri değişen/sürgüne gönderilen çok sayıda kamu çalışanlarının hikayesi belleklerde ve yazılı metinlerde kayıt olarak durmaktadır (Benli, 2003). 1980 darbesi sonrasında yurt dışına iltica eden, çevre ülkelerden de Türkiye’ye iltica talebinde bulunan mültecilerin kayıtlara geçtikleri bir ülke olarak Türkiye ön plana çıkmaktadır.
Türkiye topraklarında yaşanmış nüfus hareketliliğini ifade eden kavramların kolektif bellekte acı, hüzün, zorlama ve tepkisellik içeren negatif çağrışımları baskın bir harita oluşturduğunu söylemek mümkündür. Başka bir ifade ile göç hem göç eden hem göç hareketine mihmandarlık yapan yerleşik nüfus için hem de bunların biraradanlığına koşullar hazırlayan aktörler için önemli bir problem ve sosyal yaşamı tehdit eden bir bağlam içinde işlem görmektedir. Türkiye deneyiminde göç eden, kahir ekseriyetle yabancı, öteki, yerleşik düzeni bozan bir düzlemde kategorize edilmektedir.
Türkiye’de göç olgusuna bağlı olarak toplumsal bellekte var olan ve göç analizlerinde müracaat edilen kavramların toplumsal karşılıklarını göç öncesi, göç süreci ve göç sonrası evreleri üzerinden değerlendirdiğimizde durum daha da netleşmektedir. Gurbete gitmek, tayini çıkmak, sefere gitmek, iltica etmek, muhacir olmak gibi göçmenlik hallerini yansıtan her durum toplumsal çağrışımları itibariyle göç eylemine olumsuzluk katmaktadır. Ya da yer değişikliğinin farklı biçimlerini adlandırmada kullandığımız kavram haritasını önümüze koyduğumuzda göç, göçmen, göçebe, muhacir, mülteci, sürgün, sıla, tehcir, hicret, hasret gibi kavramların toplumsal kullanımlarının oluşturduğu çerçeve için pozitiflik içeren bir durumdan söz etmek mümkün değildir.
Toplumsal hafızanın göç ile ilintili kavram kümesine bakıldığında göçe olumsuz bir anlam atfedilmesi belirgin bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölmek ile eş anlama gelen göç, acı ve hüzün barındıran hicret, ayrılık acısı hicran, yer değiştirmenin psikolojik maliyeti hasret, zorla yer değiştirme anlamına gelen tehcir, ayrı kalınan yerin zihinde oluşturduğu özlem kütlesi olarak sıla, ceza-i bir müeyyide olarak sürgün, gidilen yeri ötekileştiren bir kavram olarak gurbet, çaresizlik anlamına gelen iltica, ömür boyu bir mezarlığa dönüşen mültecilik, yerleşik olmasına rağmen gizil bir şekilde süregelen zihinsel göçebelik, yer değiştirme hali devam eden göçmen, geçici ve bitmemiş bir kimlik olarak diaspora (Sunata, 2012: 478) gibi kavramlar dildeki karşılıkları çok da olumlu olmayan bir bellek kesiti oluşturmaktadır. Söz konusu kavram listesinde tatil ve seyahat gibi kısa süreli yer değişikliğini ifade eden anlamsallıklar dışında olumlu bir pencerenin olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Göç konusu etrafında kümelenmiş kavramların barındırdığı anlam dünyasına yakın bir anlamsallığı da gündelik hayatta tercih edilen ve tarihselliği olan iletişim kalıplarında da görmek mümkündür. Göç etmenin bireysel ve sosyal hayattaki karşılığının hayatı sıfırlamakla eş değer tutulduğu, göç etmenin birikimden ziyade bir her anlamda bir sermaye yitimine kapı araladığı, göç pratiği yerleşikliğin ya da mevcudun kıymetini anlamak için güçlü bir turnusol işlevi gördüğü, hareket halinde olanın yerleşik olana ram olacağı, dışarıdan gelen göçmeninin yerleşik olandaki kimliksel karşılığının öteki, dağlı, köylü olduğu yönünde belirginleşen bir anlam dünyasına sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Göç, birey ve toplum hayatında süre aralığı değişmekle birlikte fiziksel bir mesafenin açılması anlamına gelse de anlamsal karşılıkları sosyolojik yapının göç deneyimlerine bağlı olarak farklı anlamsallıklara kapı aralayabilmektedir. Göç olgusunun Türkiye serüveninde dolaşıma sokulan ya da halihazırda dolaşımda olan anlamları büyük bir yoğunlukta göçe olumsuzluklar atfeden bir toplumsal kullanım ve çağrışıma sahip olduğu görülmektedir. Tarihsel ve toplumsal pratikler bağ-lamında olduğu kadar teorik, felsefi ve dini yorumlar çerçevesinde pozitif karşılıkları bulunan deneyim ve çözümlemelere karşın Türkiye’de göçle ilintili kavram kümesinin oluşturduğu çerçeve, tarihsel arka planda cereyan eden göç olaylarının oluşturduğu iklimin bıraktığı iz kadar, akademide ve gündelik hayata göç hadisesine geniş bir geçmiş ve uzun bir projeksiyon üzerinden bakamamanın etkisi de önemli rol oynamaktadır.
Göçün bireysel ve toplumsal zeminde müktesebatı arttıran, birikime yol açan n+1 formülasyonu Türkiye’de tarihsel göç deneyimleri üzerinden okunduğunda farklı bir anlam(landırmay)a bürünmektedir. Başka bir ifade ile Türkiye toplumunda göçe ve göçmene yönelik ön yargının kaynağını göç edenin getirdiği (n)’nin, mukim olanın sahip olduğu (l)’den daha geri bir sosyolojik yapı oluşturduğu savı oluşturmaktadır. Örneğin Türkiye’ye göç eden Suriyelilerin kültürel temsillerinin, kadın-erkek eşitliğinin, yaşam biçimlerinin, kendilik düzeylerinin Türkiye’den daha geri olduğu varsayımı Suriyelilere yönelik ön yargıyı pekiştiriyor ve Türkiye’yi bozacaklar düşüncesini yaygınlaştırıyor. Bu açıdan bakıldığında göçün n+1 formülasyonu, Türkiye’de göç üzerinden ortaya çıkan yaşanmışlıklar, reddetme ve küçümseme üzerine kurulu anlayışlar ve göçe uzun bir zaman dilimi üzerinden bakamama yaklaşımlarının oluşturduğu bir algı üzerinden muamele görmekte ve sonuç itibariyle göç negatif çağrışımları yoğun bir olgu olarak hayatımızda yerini almaya devam etmektedir.
Kaynakça
Benli, Abdurrahman. “Türkiye’de Kamu Çalışanlarının Sendikalaşma Çabaları ve Sorunları”, Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Sayı:46, 2003, ss.89-128.
Biçim, Haşan. Zorunlu Göç, Göçebelik ve Kentte Tutunma Tarzları: Batman Pazaryeri Mahallesi Örneği, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi),Van, 2012.
Chambers, lain. Göç Kültür Kimlik, Çev.: İ. Türkmen & M. Beşikçi, İstanbul: Ayrıntı Yay., 2005.
Cündioğlu, Dücane. Ölümün Dört Rengi. İstanbul: Kapı Yay., 2009.
Danış, Didem & İrtiş, Verda. Entegrasyon Ötesinde Türkiye’den Fransa’ya Göç ve Göçmenlik Halleri, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., 2008.
Dosdoğru, M. Hulusi. 6/7 Eylül Olayları, İstanbul: Bağlam Yay., 1993.
Erder, Sema. “Göç, Yerleşme ve Çok Kültürel Tanışma”, Birikim, Sayı:123, 1999, ss.68-75.
Faist, Thomas. Uluslararası Göç ve Uluslaşın Toplumsal Alanlar, Çev.: A. Z. Gündoğan & C. Nacar, İstanbul: Bağlam Yay., 2003.
Hoffer, Eric. Kesin İnançlılar, Çev.: E. Günur. İstanbul: Tur Yay., 1980.
Sennett, Richard. Yabancı, Çev.: Tuncay Birkan, İstanbul: Metis Yay., 2011.
Sunata, Ulaş. “Diasporik Kimliğiniz Lütfen: ABD’deki Çin Diasporası”, Küreselleşme Çağında Göç, Ed.: S. G. Ihlamur- Öner, & N. A. Şirin Öner, İstanbul: İletişim Yay., 2012, ss.459- 482.
Tayanç, Mehmet. Göçebelerin Kente Tutunma Biçimleri: Siirt Conkbayır Mahallesi Örneği, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Van, 2016.
Kaya, Ayhan ve Şahin, Bahar. Kökler ve Yollar Türkiye’de Göç Süreçleri, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., 2007.
Kaya, Ayhan. “Önsöz”, Uluslarası Göç ve Ulusaşın Toplumsal Alanlar, Uluslararası Göç ve Uluslaşın Toplumsal Alanlar, Çev.: A. Z. Gündoğan & C. Nacar, İstanbul: Bağlam Yay., 2003.
Maffesoli, Michel. Göçebelik Üzerine, Çev.: M. E. Keskin, İstanbul: Bağlam Yay., 2011.
Tekeli, İlhan. “Türkiye’nin Göç Tarihindeki Değişik Kate-gorileri”, Kökler ve Yollar Türkiye’de Göç Süreçleri, Der.: A. Kaya & B. Şahin, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları, 2007, s. 447-473.
Tekeli, İlhan. Göç ve Ötesi, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay., 2008.
Türk Dil Kurumu. Türkçe Sözlük-I, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay., 1998.
Türk Dil Kurumu. Türkçe Sözlük-II, Ankara: Türk Dil Kurumu Yay., 1998.
