Ali ÖZALP…

Herşeyi Ülkem İçin Yaptım.
“Ülkem için bir hayalim var benim. Cennet yurdumdaki ormanların derinliklerinde, burjuvazinin özdeşleştiği her şeyden uzak bir şekilde düşünerek geçirdiğim yıllar boyunca, bu hayalim, ete kemiğe büründü. Bir köylü çocuğu olarak düşlerimde gördüğüm kırsal bir ütopyayı artık ülkemin geleceği için gerçeğe dönüştürme vakti geldi. Bu büyük yeniden doğuş, hayata dair her şeyin sıfırdan başlaması demektir. O halde başlasın eskiden kalmış köhne bütün inanç ve kurumlar için yıkım…“
Halkına ve ülkesine duyduğu sevgi ve minnetle harmanladığı ütopyasını gerçeğe dönüştürme imkânına kavuşabilen az sayıda insandan biridir Saloth Sar, yani bilinen adıyla Pol Pot (Politique Potentielle). Bütün insanlık tarihi içerisinde, kurmuş olduğu ütopya ve bu ütopyanın gerçeğe dönüşmesi için yaptıkları bakımından şaşkınlık, ancak çoğunlukla dehşet uyandıran, deliliğin ötesine geçen böyle bir örnek belki de yoktur. George Orwell’ın 1984 romanındaki “Özgürlük köleliktir, cahillik güçtür.” sloganları ve bu mottoların hâkim olduğu kurgusal dünya, yazarın ölümünden sadece 25 yıl sonra Pol Pot Kamboçya’sında gerçeğe dönüşmüştür.
Bir gerilla kuvveti olan Kızıl Kmerler’in 1975 yılında Kamboçya’da yönetimini ele geçirmesi neticesinde ilan edilen yeni rejimde başkan olan Pol Pot, akıllara durgunluk veren bir ütopyayla yola çıkmıştır. Temelini tarımsal üretimin arttırılmasından alan bu hayal, şehirlerden köylerdeki pirinç tarlalarına (ölüm tarlaları) zoraki bir göçü başlatmıştır. Para kullanma ve ticaret yasaklanmış, ibadethaneler yıkılmıştır. Eğitim, burjuvazinin topluma zerk ettiği bir hastalık olarak görüldüğünden, kirlenmemiş bir zihinle dünyayı görme imkânına erişmek için eğitim kurumları kapatılmıştır. Eğitimle şekillenen tarihi birikim, arzu edilen büyük dönüşümün önünde en büyük engel olarak görülmüştür. Bu direncin kırılması, metastazın önüne geçilebilmesi toplumsal bir vazgeçiş ve fedakârlıkla mümkün görülerek okuma yazma bilen, hangi seviyede olursa olsun eğitim gören kişiler yaşlarına bakılmaksızın en vahşi yöntemlerle katledilmiştir. Gözlük, eğitimli olmanın nişanesi kabul edilerek katliam gözlük kullanan kişilere kadar uzanmıştır.
Bir avuç pirinçle gün boyu çalışmaya mahkûm edilen talihliler dışındakiler için ölüm bir kurtuluş olsa da bu erince ulaşmak da kolay olmamıştır. İktidarın tehdit algılamasında, rahatsız edici bir böcek dışında anlam ifade etmeyen hayatların sona erdirilmesi için kurşun bile fazla görülmüş, kafaların ağaçlara vurulması suretiyle infaz olağan bir uygulama halini almıştır.
İşte bu ütopyayla başlayan 3 yıl 8 aylık kısa serüven, yedi milyonluk nüfusu olan bir ülkede geride iki milyona yakın ölüm, yurdundan sürülmüş milyonlar bırakmıştır.
Fransa’da mühendislik eğitimi alan, öğretmenlik yapan, ancak insan aklını ve ruhunu besleyen bütün değerlere düşmanlıkla beslenen bir içsel vahşetle, insanlığı tarihinin en büyük katliamlarından birini kolaylıkla yapabilen bu akıl ve ruhu belki de en basit şekilde ifade eden cümle, Pol Pot’un bir röportajında söylemiş olduğu “Hayatta kalmanız bizim için bir kazanç olmadığı gibi, ölmeniz de bizim için bir kayıp değildir.” şeklindeki cümledir. Her şeyi ülkesi için yaptığını iddia eden, sorgusuz kitlesel katliamları bir fedakarlık olarak gören ve göstermeye çalışan bu çelişik ruh hali aslında yabancısı olduğumuz bir olgu değildir. Despotların içlerindeki kötü niyetin her zaman farkında oldukları, kötü niyetli değilmiş gibi davranmak zorunda oldukları için kötülüklerini, ülkeye-inanca hizmet gibi çoklukla kabul gören manipülatif kavramların arkasına saklayıverdikleri, birçok tarihi gerçeklikte sürekli bir tekrar halinde kendisini bize hatırlatmaktadır.
Yaşamın vazgeçilemez ve dokunulamaz bir değer olduğu anlayış dünyamızda, Pol Pot’un ideoloji ve uygulamalarını “politik delilik” veya “ideolojik çılgınlık” gibi kavramlarla izah etmek, benzer örneklerini göz önüne aldığımızda pek mümkün değildir. Bu yok edişin failinin tek kişi olduğuna inanmak da elbette kabil değildir.
Pol Pot’un akıldan ve duygudan yoksun ilkel fikirlerin iktidara taşınmasında ve bu iktidarın yaşatılması için gerçekleşen uygulamalarda takipçi kitlenin katkıları da yadsınamaz bir gerçektir. Elias Canetti’nin tabiriyle “Gerçek cellat, idam sehpası etrafında toplanmış kitledir.”. Kitleninlidere hayranlığı ve sorgusuz teslimiyeti, sıradan bir köylü olan Saloth Sar’ı, Pol Pot yapabilmiştir.
Pol Pot’un ve onun yönlendirdiği kitlenin deneysel politik fikirlerinin çılgın bir vahşete dönüşmesinin gerisinde, Hitler’i doğuran ve büyüten politik nedenlere benzer siyasi, tarihi ve politik birçok neden vardır. Soğuk savaş dönemindeki ideolojik kamplaşma, vekâletler savaşı, tehdit algısı gibi nedenler, Pol Pot’un doğumu ve iktidarı ele geçirmesinde etkili olmuştur. Kitlelerin efsunlanmış şekilde Pol Pot’un ilkel ideolojisinin gönüllü-gönülsüz birer aygıtına dönüşmesi, bu kitleleri katliamların faili ve ortağı yapabilmiştir.
Pol Pot’un kişiliğinde somutlaşan kötülüğün ve deliliğin kısa süreli zaferi, gerisinde büyük bir enkaz bırakarak büyük bir çöküşle nihayete ermiş, Batı ile Doğu arasındaki ideolojik bölünmenin bedeli olukça acı bir şekilde ödenmiştir. Merhamet ve adalet gibi mahlûku insan yapan değerleri kaybedenlerin, akıllarını kaybedenlerden çok daha sarsıcı zararlar verebileceği, kitlesel deliliğin bireysel delilikten daha tehlikeli olabileceği gerçeğini, kalbimizi kanatacak örneklerle Pol Pot Kamboçya’sı bize bir kez daha göstermiştir. Ölüm tarlalarının hesabını vermeden kendi yatağında, 73 yaşında bir kalp kriziyle hayata veda eden Pol Pot, katliamlara engel olamadığı gibi hesap da soramayan insanlığın vicdanında karar bir leke, hatırlandıkça derin bir kalp sızısı olarak hep varlığını devam ettirecektir.
