Çok Okunan Distopyalarda “KADIN” Teması

Nesrin KAYA…


Kadın, yaratılıştan günümüze kadar her toplumda farklı şekilde konumlandırılmış bir cinsiyet türüdür. Çocuk doğurabilir olması bazen onu yüceltse de çoğu zaman üzerine yüklenen sorumluluklar belini bükmüştür.  Cinsellikte aşağılanan, bazen gösteriş unsuru haline getirilen, ezilen ya da eziyet edilen kadın acaba distopik romanlarda nasıl ele alınmıştır?

Bu yazımızda Aldous Huxley “Cesur Yeni Dünya”, José Saramago “Körlük” ve Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451” adlı romanlarını kadın teması üzerinden inceleyeceğiz.

Distopik eserler hayal edilenin aksine korkulan ve olmasını istemediğimiz bir dünya düzeni sunarlar. Bu dünyada bizi teknolojinin hayata aşırı derecede hakim olmuş hali ya da alışkanlıklarımızın bambaşka bir şekle bürünmüş yapıları karşılayabilir.

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya adlı romanında dünyayı bize teknolojik gelişmelerin ortaya çıkarttığı değer yargılarıyla sunar. Romanda kadın, yaratılış unsurlarından olan üreme ve annelikten sıyrılmış şekilde karşımıza çıkar. Çocuklar, neredeyse fabrikasyon denilebilecek işlemler sonucu, çeşitli sınıfsal özellikler yüklenerek hayata gelir. Anne kelimesi söylenmek istenmeyen, toplumda ayıp karşılanan kelimeler arasındadır. Annelikten uzak durmak için doğum kontrol hapları, devlet tarafından zorunlu olarak aldırılır. Kitabın kahramanlarından olan Vahşi’nin annesi, kitaptaki kadın unsurunu en iyi yansıtan kişidir. Hamile kalarak toplumdan dışlanması, evlat sahibi olmasına rağmen annelik hislerini benimsemeyişi, aitlik kavramından uzak ilişkilere değer verme ve kabullenme duygularından yoksunluk bu kahramanın en önemli özelliklerindendir.

Yazar belki de bu romanında bize , kadın olmanın gelecekte bile çok farklı olamayacağını, aksine kadının daha da değersizleştirileceğini göstermek istemiştir.

Ele alacağımız bir başka kitap olan Körlük romanında kadın, kimliksiz, güçlü, gözü kara; yok sayılan, gözden ilk çıkarılan kişidir. Romanın asıl kahramanının bir kadın olması ve olayların akışı içinde romandaki kadın karakterlerin yaşadığı sarsıcı durumlar, yazarın kadınların hayatlarını çok iyi analiz ettiğini bize gösterir.

Fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış,  benlik duyguları sarsılmış kadınlar, birbirlerine tutunarak ayakta kalmaya çalışır. Yazar, toplumun en aşağı derecelerinde bile bir kadının dimdik ayakta kalabileceğini göstermek ister.  Gerçekçi gözlem yeteneği sergileyen anlatımıyla Saramago , bizi derin hislerin içine çeker.

Yıpranan ve hırpalanan kadınlar ilerleyen bölümlerde yağmur suyuyla hem bedenlerini hem de ruhlarını arındırmaya çalışır. Yazar ,  Körlük romanında en zor  durumlarda gözden ilk çıkartılanın kadın olacağı gerçeğini, toplumların yüzüne tokat gibi vurmuştur.

Hem distopik hem  gerçek dünyada kadın, değeri tam olarak korunamayan bir varlıktır.

Fahrenheit 541 romanında ise yazar iki türlü kadın tipi sunar: Birincisi, romanın hikayesine uygun olarak dijital dünyada beyni uyuşmuş, sorgulayamayan bir kadın; ikincisi ise   hayata dair sorular sorabilen, farklı yönleri görüp romanın asıl kahramanına ilham olan genç bir kızdır.

Üç tarafı dijital görüntülerle kaplı bir odada, aslında var olmayan insanlarla   vakit geçiren kadın yerine canlı, kokusu olan gerçek dünyayı tanımaya çalışan genç bir kız…