Gözdem ÖZALP…
Benim şehrim Granada. Portakal kokuları, zil, şal ve gül… Granada benim şehrim. Bu yüzden meydan okurcasına döndüm. Her dönüş bir vazgeçişti belki. Ben kendimden vazgeçtim. Bir şiirim var: Süsme ve Ölüm. Kaderimi yazdım öyle geldim.
“Akşamüstü saat beşte.
Saat tam beşti akşamüstü.
Ak çarşaf getirdi bir çocuk.
akşamüstü saat beşte.
Gerisi ölümdü, yalnız ölümdü
akşamüstü saat beşte…”
Akşamüstü saat beşti, beşi gösteriyordu tüm saatler…
Bir köprünün üzerindeyim. Yaşım 38. Ben Federico Garcia Lorca. Vuruluyorum. Havada kurşun kokusu. Genzimi yakıyor. Kanadığım yerden değil, burnumun direğinden sızlıyorum. Havada kan kokusu. Ben Federico Garcia Lorca. Bir grup insanla meçhule karışıyorum. Kaybediliyorum adeta. Ölüm sessizliği her yanı sarıyor. Bedenim tüm şehre gömülüyor. Şehrin kalbine. Meçhuller mezarlığındayım artık…
Ben Federico Garcia Lorca, inadına tekrarlıyorum adımı. Adsızların adıyım ben. Ben Federico Garcia Lorca. Mezarım bir portakal ağacının altında olsun isterdim. Granada toprağına karışırken bedenim, çingeneler şarkılar söylesindi başucumda… Fuante Vequeros kentinin şen sesleri gelsindi kulağıma… Ve ölüm ,beni yatağımda bulsun isterdim. Ben…
Ben hayattayken acı vardı şehrimde. Her bir yanda meçhuller. Korku vardı şehrimde. Granada, coşkuyu taşırken bağrında sessizlik vardı şehrimde. Narın kırmızısı, kanın kırmızısı, özdeşti. Düşünmedim değil gitmeyi, ama kalmak bir başkaldırıydı. Nasıl terk ederdim şehrimi? Granada’m öksüz kalırdı. Ben nefessiz. Nereye giderdim hem? Kaçmak bir kurtuluş muydu ki? Havada ağır kurşun kokusu… Genzime yerleşmişken bu koku, her yerde ölüm kovalardı beni. Hem ölümden kaçmak ne büyük bir komedi? Döndüm ben de. İnanmadım olacaklara. İnanamazdım. Kötülük düşlemedim hiç, belki ondan. Ama düşleri çürümüşler vardı. Ben onları da düşleyemedim. Bir gün ansızın çalındı kapım. Suçum…
Suçum ne? Şiir yazmak mı? Söylemek mi bir şarkıyı? Bir tiyatro salonunda mı suçluyum? Yoksa bir tuvali boyarken mi? Söyle lütfen sanat bir suç mu? Yoksa aykırı tarafım mı beni öldürten? Söylemlerime karışan başkaldırı mı?
Ben Federico Garcia Lorca, tüm şiirlerim, oyunlarım, tuvallerim kanıttır beni yargılayacak olanlara. Suçum sabit. Cezamı çektim. Artık özgürüm…
Ben Lorca, her akşamüstü bir çocuk ölüyordu devrimde. Gökyüzü kızıla boyanırken kıyılara cesetler vuruyordu. Kanı çekilmiş, gözleri açık, ırmaklar boyunca akan. Benim devrimde cenazeler nehirlerden kalkar gökyüzüne süzülürdü ırmaklar, nehirler, denizler boyunca… Ve “Yosundan kanatları vardı ölülerin.”..
(Federico Garcia Lorca: 1898’de doğdu 19 Ağustos 1936 da bir akşam vakti, İspanya’nın Granada şehrinde, Franco taraftarları tarafından öldürüldü. Öldürüldüğünde henüz 38 yaşındaydı. Lorca eşcinsel ve solcuydu. Kısacası Franco diktatörlüğünün açık hedefiydi. 19 Ağustos akşamı 30 kişilik bir grupla kurşuna dizildi, cesedi dahi bulunamadı. Lorca çok yönlü bir sanatçıydı. Sadece bir yazar ve şair değil aynı zamanda oyuncu, ressam, müzisyendi… Maalesef yaşananların hiçbiri kurgu değildi. Bir distopyanın ta kendisiydi. Ve bu distopyanın içinde yaşamak Lorca’nın kaderiydi.)
SÜSME VE ÖLÜM
I
Akşamüstü saat beşte.
Saat tam beşti akşamüstü.
Ak çarşaf getirdi bir çocuk.
akşamüstü saat beşte.
Bir sepet kireç hazırlandı
akşamüstü saat beşte.
Gerisi ölümdü, yalnız ölümdü
akşamüstü saat beşte.
Rüzgar savurdu pamukları
akşamüstü saat beşte
Kristal ve nikel ekti oksit
akşamüstü saat beşte.
Boğuşur simdi güvercinle leopar
akşamüstü saat beşte.
Ve bir kalça üzgün boynuzla
akşamüstü saat beşte.
Başladı bordon sesleri
akşamüstü saat beşte.
Arsenik çanlar ve duman
akşamüstü saat beşte.
Köşelerde sessiz topluluklar
akşamüstü saat beşte.
Yalnız boğanın yüreği sen!
akşamüstü saat beşte.
İnerken karın teri
akşamüstü saat beşte.
İyotla kaplanırken alan
akşamüstü saat beşte.
Ölüm bıraktı yaraya yumurtalarını
akşamüstü saat beşte.
Akşamüstü saat beşte.
Saat tam beşte akşamüstü.
Tekerlekli bir tabuttur yatağı
akşamüstü saat beşte.
kemikler, flütler çınlar kulağında
akşamüstü saat beşte.
Böğürüyordu boğa alnında
akşamüstü saat beşte.
Odası bir gökkuşağı acıdan
akşamüstü saat beşte.
Süsen bir boru yeşil kasıklarında
akşamüstü saat beşte.
Güneşler gibi yandı yaralar
akşamüstü saat beşte.
kırarken camları kalabalık
akşamüstü saat beşte.
Akşamüstü saat beşte.
Ah, o korkunç beşte akşamüstü!
Beşi gösteriyordu bütün saatler!
Beşti saat akşamın gölgesinde!
Federico Garcia Lorca
