Bir De Bembeyaz Martılar

Zeynep TÜRKSEVER…


Sallanan sandalyemin gıcırtısını, dalga seslerinin ritmine uydurmaya çalışırken zamanın akışıyla hemhal olabilmem için bunun son fırsatım olduğunu hissediyorum. Ben Sitare, 40 yaşımdayım! Aydınlanmanın o mükemmel çağında! Yürüyorum, yaşımın yolumu aydınlatmasını umarak…

Gııırç-foşş!

Ben rüya gerçekleştiricisiyim. Etkilendiğim kimi rüyaları aklımda tutar, onları gerçekleştireceğim günü sabırla beklerim. Sabırsızlıkla beklemem, bakınız burası önemli! Çünkü rüyalarımı gerçekleştirmem, onlarla vedalaşmam anlamına gelir. Bu yüzden en güzel rüyamı, en sona sakladım. Yürüyorum, rüyamın hayra çıkmasını umarak…

Gııırç- foşş!

Yüzümü ısıran iyot yüklü rüzgâr, doğru yolda olduğumu hissettiriyor. Yürümeye devam ettikçe dalga seslerinin davetini duyuyorum. Bu daveti sevinçle kabul edip adımlarımı hızlandırıyorum, işte sonunda kıyıdayım! Kıyıya varınca adımlarım bana yabancılaşıyor. Dalgalarla adımlarım arasında gizli bir anlaşmanın var olduğunu seziyorum. Dalgalar, taşları kıyısından kopardıkça adımlarım ağırlaşıyor; bir anlık merhametten yararlanarak evlerine kavuşan taşların sevinci adımlarıma hafiflik katıyor. Dalgalarla ağırlaşıp taşlarla hafifleyerek yürümeye başlıyorum kıyı boyunca. Dalgaların elinde bir bilinmeze sürüklenen taşları düşününce adımlarım taşlaşıyor; özgürlüklerine bir anlık da olsa kavuştuklarını görünce seviniyorum. Ağırlaştığım yerden yürümeye devam etmek biraz zamanımı alıyor. Adımlarım hantallaştıkça, umudumu bularak yola devam etmek biraz daha zamanımı alıyor. Yürüyorum, yürümeye devam etmeyi umarak…

 Gııırç – foşş!

Kıyı boyunca yürürken aniden gözlerimin önüne bir kulübe seriliyor. İşte orada, solda! Kulübenin güzelliğiyle bir an duraksıyorum ve onu uzun uzun izleyebilmek için adımlarımı hızlandırıyorum. Her bir detayı incelemeli, kayıt altına almalıyım. Ahşap kulübenin girişinde bir veranda var, verandaya üç basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Verandanın her iki yanında iki büyük cam; sol camın üst tarafında bir kafes ve içinde hint bülbülü var. Sol camın önünde tahta bir masa ve üç sandalye. Sağdaki camın önünde sallanan tahta bir sandalye var. Sallanan sandalyeleri özellikle de ahşap olanlarını çok severim. Sallanan sandalyeye büyük bir sevinçle oturuyorum ve sallanmaya başlıyorum. Sallanıyorum, gidiş ve gelişlerin beni ait olduğum zamana kavuşturmasını umarak…

Gııırç- foşş!

Bir ileri bir geri… Saatlerce, günlerce hatta haftalarca sallansam da bir adım dahi ileri gidemiyorum! Sandalyenin geriye doğru hareketi, bedenimi geriyor. Bulunduğum zamandan kopmak istemeyerek kendimi hızla ileriye atıyorum. Derken sandalyeyle aramızda zamansal bir çelişki oluşuyor. Ben geçmişten kurtulmak için ileriye atıldıkça sandalye aynı hızla beni geçmişe gönderiyor. İleriye ne kadar hızla atılırsam geçmişe gidişim de o kadar hızlı oluyor! Allah’ım, bunun bir çaresi yok mu diye düşündüğüm anda yorgun düşüyorum ve sandalye hafif sallanışlarla anda karar kılıyor. Endişem dinince sandalyeden çevremi izleyebilecek ruh haline varıyorum. Saatlerdir yürümüş olmama rağmen zamanın ağır aktığını hissediyorum. Sabahın dinginliği henüz yitmemişken çevremi derin bir dikkatle incelemeye başlıyorum. Anda kalmayı başarmış sandalyem, denize bakıyor. Yürürken benimle mücadeleye girişmiş dalgalardan şimdi eser yok. Dalgaların bu kadar kısa sürede dinmiş olması beni şaşırtıyor. Sürenin kısa olduğunu düşünmeme şaşırıyorum sonra. Tuhaf! Sandalyemin tam karşısında ters çevrilmiş bir tekne var. O an, tekne benim için bir kahve fincanına dönüşüyor. Ey tekne, seni üç vakit içinde biri ters çevirmiş ve gitmiş. Üç saat mi desem, üç gün mü desem, üç ay mı desem. Ters çevrilip bırakılmak gururunu kırmış olmalı. Kendini işe yaramaz ve yapayalnız hissediyor olmalısın. Düşündükçe içimdeki gevezelerin şiddeti artırıyor, gözlerimi yumuyorum susmalarını umarak… 

Gııırç- foşş

Sandalyemin sol tarafına dönüyorum, domates, biber ve salatalığın cümbüşünü görüyorum. Fidelerin dibinin ıslaklığı yaşlı teknenin üç saat önce kapatıldığını hissettiriyor bana. Ah o mis kokan domateslerden koparmalı, üstüne tuz ekmeli. Çok sevilen birine sunmak için bekletilmeli. Sabır ve sevgi, zamanla sınanır! Susuyorum, rüyamın denize ulaşmasını umarak…

 Gııırç- foşş

Sırtım kulübeye, yüzüm denize dönükken kulübeye girmeyi bir an dahi aklımdan geçirmiyorum. İçerden birinin çıkmasını ummuyorum. Uzun saatler boyunca sohbet etmeyi, hal diliyle de olsa iletişime geçmeyi istemiyorum. Ben istiyorum ki pancar motorun sesi hiç kesilmesin. Kulübenin sahibi denizden kıyıya ermesin. Gelip de beni görmesin. Hayır hayır! Geriye giderken ileriye gitmesini istediğim sandalye, dalgaların kıyının bağrından zalimce söküp koparttığı ve geri dönme mücadelesi veren garip taşlar, taşlaşan adımlarım….  

Gitmek… Denizde bir tek pancar motorlu tekne… Gökyüzünde beyaz bulutlar…

Gııırç -foşş