Yerlilerin Yersiz Kaygıları

Çimen ÇİFTÇİ


Bugün içinde bulunduğumuz zihinsel çağ, yerinden edilmiş kitleleri “sürgün, yurtsuz, sığınmacı” gibi kavramlarla silikleştiriyor. Onlar yanı başımızda bir hayat felsefesi oluştursalar da, öfkemizin içini dolduran tel örgüler, ellerinde susamışlığını taşıyan gurbetçilerdir her bakışta.

“Kimse sizi buraya davet etmedi.”

Filozof Diyojen, eski Sinop’un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlarken, bu garip davranışının sebebi sorulduğunda; komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender’in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler…  

Şimdi böyle bir hikâyenin çıkarımı/hikmeti ne olabilir? Alt tarafı fıçı, yaklaşmakta olan askerler ve olağan bir savunma sanatı diyebilirsiniz. Ama kaçırdığımız bir nokta var: kitlesel/siyasi akım, bu çağın gıcık tutan vücuduna ilişmek zorunda. Hiçbir alternatif meselenin, bu akımı durdurmaya gücü yok. Dünyanın, bu mesele karşısındaki tükeniş faslı çoktan bitti. Arka bahçemize kurduğumuz barikatlar, takıntılı politikamızdan öteye geçmeyecektir. Bugün ne İskender’in yaklaşmakta olan ordusunu ne de kitlesel göç unsurunu kontrol altında tutmaya yeterli değiliz. Gelen gelecektir.  Fakat buna rağmen, insan selini engellemek için, fıçının içinde bir o yana bir bu yana yuvarlanmaya çalışan Diyojen’e şunu söylemekte fayda var: “İstediğin kadar sandalyeni kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağır, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecek.”(1)

Bugün içinde bulunduğumuz zihinsel çağ, yerinden edilmiş kitleleri “sürgün, yurtsuz, sığınmacı” gibi kavramlarla silikleştiriyor. Onlar yanı başımızda bir hayat felsefesi oluştursalar da, öfkemizin içini dolduran tel örgüler, ellerinde susamışlığını taşıyan gurbetçilerdir her bakışta. Bu ister genetik bir savunma ya da toplumsal bir dürtü olsun: “biz” ve “onlar” a bölünmüş bir dünyada yaşamaya meyyaliz.(2)İnsanlığın yeryüzü serüveni bu ideolojik hastalığı teşhis etmekte; fakat iyileştirmek için yeterli donanıma sahip değil. Bu boylar arası mücadelenin toprak elde etme savaşı ya da Çiçi’nin (*)bağımsızlık idealinden öte bir şeydir. Bu melez bir duygunun insanlığı sarmaladığı, kan kokusunun ülkeye şifa getireceğine inanıldığı bir hastalığın adıdır. Bu artık zorunlu bir yıkımın/soykırımın adı olmaktan öte; bu tıpkı Said’in ifade ettiği gibi: “Çağımıza özgü bir siyasi cezadır.”

Şimdi böyle bir cezanın efsaneleştiği, tutuklu haline getirdiği bir gezegen dolusu insanın, fiziksel varlıklarının ne kadar rahatsız edici bir karara bağlandığını görelim: “mülteciler kalıcı hale gelmiş geçici mekânlardadır, ama oralı değildir.(3)Temelde mülteci kamplarını işaret eden bu ifade, orada yaşamaya mecbur bırakılan insanlara sunulan içi oyulmuş, oyuncak villalardır. Çamurdan havuzlara atlayan çocukların, arka bahçelerinde örülmüş teller uzantısı, silahlı ağaların belli bir vatana mensup olmuşluğunun gurur verici tablosuyla ne kadar oralı olur ki insan? Bu ,“Ey ihtiyaç dışı insanlar! Buranın dışı size haramdır. Yiyiniz içiniz fakat geçmeyiniz!” emriyle, orada doğacak çocukların kulaklarına okutulmuş, siyasi bir hutbeden başka bir şey değildir. Bu insanlığı zihinsel sefalete sürükleyen güncel bir edimdir.

İstenmeyen/beklenmeyen bir anda, insanın yaşam alanını aniden basmış olmak, yerlileri kaygılandırıyor. Beklenmeyen misafir için, çay koyma nazikliğinde bulunmamak, kapıda bekletmek, annenin yokluğu ile itham etmek, yerli halkın misafirperver olmayan yanını deneyimlemek… Bunların hepsi yaban ellerde gölge aramaya benzer. Rastgele seçilmiş bir ağacın gölgesi, insan için bir tehdittir. Ancak, yolların tükendiği son istasyona doğru ilerlerken, ortak bir yaşam alanı içinde benzerlerimizi görmek bir hayatiyet ilkesi, bir çakma vatanperverlik feryadıdır. Benzerleriyle erken kurulmuş bir akrabalık ilişkisinden başka seçeneği olmayan bir ses kitlesinin, bu tür bir feryadı samimi olmasa da mecburidir. Bu “halkların kardeşliği” nispetince isabetli, sınırlar genişledikçe gevşek bir inanıştır. Açık yüreklilikle, vicdani bir öneriyi sunmakta fayda var: “Yaşanan dünyaları birbirine yaklaştırmalıyız.”(4)

Bugün medyanın partizanları tarafından tasvir edilen makbul suç ve kişilik tanımlamalarının hedefi olan göçebe halk; ellerinde sürekli hesap defteri taşıyan, etiket kondurucu yerlilerin şiddetine maruz kalıyor. Artan hırsızlığın, ekonomideki bozulmaların, aniden basan bir sel felaketinin, hatta şiddetli depremlerin yaşanma sebebiyle ilişkilendirilmektedirler. Bu kadar ince bir ötekileştirmenin, köprü kurma hedefi hiç olmayacaktır. Belki de aç kalma korkusu taşıyan ev sahiplerinin “güvensizleşme” sloganlarıyla, atık bir malzeme haline getirdiği bu halka duyduğu endişenin, sınır dışı niteliği olmasından kaynaklanıyor. Bugün kapımıza dayanan yabancılara karşı karalama faaliyetlerini,  sahillerin süpürdüğü Aylan Kurdiler’i(**)unutmadık. “Biz mi davet ettik?” diyerek, imajlarımızı lekeleyecek bir söylemin korkusunu da hiç yaşamadık. Bu ancak, Kant’ın talep ettiği/önerdiği: “şeylerin düşmanlığı” yerine “konukseverliğin” ikame edilmesiyle varlık kazanacak ve zihinleri alışılmışın dışına taşıyacaktır.

Yersizlik/yurtsuzluk tanımlamaları, nostaljik bir dekordur bu zamanda; bir iç politika malzemesi, günü kurtarma bakışı ve belki de bir popüler kavram çalışmasıdır. Gördüğümüz yerle sınırlı kalacak ve bize asla ilişmeyecek kadar bizi yerleşikleştiriyor . Fakat kim kendi nesli için mutlak bir yerleşikliği tahmin edebilir? Hiç kimse. Köklerimiz, konaklama işlevini kaybetti. Hepimiz ekildiğimiz yerlerde çiçek açmayabiliriz. Bugün, ister kabul edelim ister ateşli açıklamalarda bulunalım, ekildiğimiz yerlerin ve üzerinde durduğumuz kıtaların dibi delik. Nereye düşeceğimizi içinden söküldüğümüz tarih söyleyecek…


“Kimse mutlak yerleşik, kimse mutlak mülteci değil. Kendini bu fani dünyada bir mülteciden daha yerli yurtlu hisseden ne tarih biliyor ne de coğrafya.”

Cihan Aktaş

(1)Zygmunt Bauman, Kapımızdaki Yabancılar, Çev. E. Barca, Ayrıntı yay, İstanbul: Ayrıntı yayınları,2019: 12

(2)Zygmunt Bauman, Kapımızdaki Yabancılar, Çev. E. Barca, Ayrıntı yay, İstanbul: Ayrıntı yayınları,2019: 66

*Hun devletinin hükümdarı

(3,4)Bulunmaz,Ali “Düşman Görülen Yabancılar Ve Ortak Yaşam Kültürü”,(Erişim tarihi:2019.11.01), http://www.kulturservisi.com

(**)Yunanistan’ın İstanköy adasına şişme botla geçmeye çalışırken boğularak hayatını kaybeden Suriyeli çocuk