Tanrısız Başlık*

Çimen ÇİFTÇİ…


Tanrı İntihar Edeli Çok Olmuştu.

Bütün kitaplarını yanına alarak, öğretilerini zihinlerden silerek adeta kendini unutturmak istercesine gitmişti. Bütün sarıklı din adamları, kitabın muhatapları, imanlı aktivistler, fetva veren o dahiler Tanrının ölümsüzlüğü hakkında konuşmayı bırakmıştı. Kitleleri etkileyecek ne bir işaret ne bir delil ne de bir yazılı metin kalmıştı. Sokaklara dökülen bilim adamları tıkanıklık yaşamış, bütün kalıntılar yeryüzünden adeta silinmişti. Deneyler rafa kaldırılmış, insanlığın geçmişi tozlanmış, arkeologlar Tanrının peşine düşmüştü. Ama ne bir bulgu ne bir iz vardı. İnsanlığı iyiliğe davet eden peygamberler kesilen vahiyler ile durgunlaşmış, Sokratlar hakikatleri kilise dışına çıkarmış ve idam edilen bütün sarıklı din adamları piramidin en alt tabakasına yerleştirilmişlerdi. Bütün lakaba dayalı isyanlar bastırılmış, devrimler susturulmuş hakikatler darağaçlarında rüzgârların uğultusu ile ağlaşıyordu…

Yeryüzüne insan atanmış, bütün insan hakları bildirgeleri düzene sokulmuş , toplumsal sözleşmeler açığa alınmış, evrensel ahlak yasaları özelleştirilmişti. Kölelere, işçilere, siyahilere ve daha birçok öteki millete yargı yolu tekrardan açılmıştı. Dünya yeni doğumlar ile birlikte artık ölümün söz konusu olmadığı bir hayat için küçücüktü. Gökyüzüne inşa edilen medeniyetler, bütün kanatlı gökyüzü milletlerini zorunlu göçe zorlamıştı. Tüm  hayvanlar terapi almayı bırakmış; sokakların, evlerin asayişini sağlayan o güvenlik şeritlerinin kontrolü artık hayvan ırkına aitti. Hiç bir yerde insan kelimesi kullanılmıyor, kimsenin türcülük yapıp hayvanları ötekileştirmesine müsaade edilmiyordu. İstismar edilen, öldürülen bütün çocuk ve dişi hayvanlar için düzenlenen protestolara her türden insan katılıyor ve hayvan hakları üzerine açıklamalar yapılıyordu. Toplumsal cinsiyet eşitliği talepleri hayvanlara da ulaşmış, kimin ne olduğu bilinmiyordu. Bütün insan ve hayvan nesli birlikte yaşıyor ve bazen bunlar arasında evlilikler gerçekleşiyordu. Dünyayı fabrika sesleri yönetiyor, işçiler çok medenileşmiş fakat bu medeniyetleşme ceplerini doldurmuyordu. Hala aç ve yoksuldular. Mal ve mülk, insan ve hayvan neslinin hazinesine aktarılmış, bütün karşıt akımların söndürülmesi için harcanıyordu. Tüm  araçlar melez bir toplumun tapınağını inşa ediyor ve herkes bu makamda kulluk ediyordu.

Aileleşmede erkilliği yüklenecek bir düzenleyici otorite kalmamış, anneler ise görevlerini makinelere bırakmıştı. Ev hanımlığını üstlenen erkeklerin artık batırmadığı mutfaklar, kadınların ise çekmekten ürkmediği bütün seçenekli kablolar doğru kesilmişti. Erkeklerin ayıklamadığı pirinç, etmediği dedikodu, gitmediği gün kalmamıştı. Artık özel hayatı savunacak ne bir avukat ne de bunu dert edinecek bir insan kalmıştı. Kurulan bütün tımarhaneler dışarıdakilere yönelik akıllı olma sanrısı yaratıyorken,  hapishaneler ise özgürlüğünün keyfini çıkartan o hüzünsüz insanların / o dışarı milletinin hatalarını örtmeye yetecek kadar çoktu. İnsanın insanı yiyip bitirdiği fakat diğer dış mekanizmalarına sevgi şöleni düzenlediği bu dönem, post modernitenin geleneksel yaşam biçimini yadırgıyor ve ona taş çıkartıyordu. Artık kırsalın kokuşmuş hayatı yoktu şehirlerde. Öyle her isteyen de giremezdi ülkelere. Savaş mağdurları bir ülkeye yerleşmek için çocuklarını fabrikalara teslim etmeliydi önce. Öyle ver diyince verilmiyordu vatandaşlık partileri?..

Ve işte bu bir yıkımın portresi, Tanrının yokluğunda mubah kılınmış şeylerin hikâyesidir. Tanrı kendisine yabancılaşmış bütün ırkları terk etti. Bütün insani çabalar onu bu dünyadan uzaklaştırmıştı. Nerede bulunduğu ve ne yaptığı o günden sonra bilinemedi. İnsanlar onun yokluğunu intihar diye nitelendirmişlerdi. Oysa o belki de bütün yaratıkların helakından sonra yeni yazdığı kitabını duyurmak için tekrardan gelecekti…