Gözdem ÖZALP…
Edebiyat; dilin en üstün kullanım şekli, bir heykel gibi işlenmiş kelimelerin bütünüdür. “Aşk, sen, ben, gerekmek ve almak” kelimelerini bir şahesere dönüştürmektir dili işlemek.
Kur’an’da geçen yaratılış hikâyesinde Allah; meleklerden, Adem’e secde etmelerini ister. Melekler kendi lisanlarıyla nedenini sorduğunda Allah, Adem’e ve meleklere isimleri sorar. Sahip olmadıkları bu bilgi karşısında hayrete düşen melekler hayranlıklarını saklayamaz, secdeye kapanırlar. Peki neden bu hayret?
Bir şeyi adlandırmak onun zihinde yeniden yaratılmasıdır. Şöyle düşünün: Elma deyince zihnimizde bir elma yaratılmış olur. Gerçekte olmasa da hayal dünyasında (o) var olmuştur. İşte buna kelimenin sihri denir. Yani bir ismi bilmek bir yaratım sürecini de ifade eder. Bu güce sahip olmak gerçekten şaşkınlık uyandırıcıdır. Nitekim insanı, diğer hayvanlardan ayıran en önemli özellik bir şeyi adlandırması değil midir? Konuşması, duygularını ifade etmesi… İşte tam da burada Tanrı’nın bize bahşettiği eşsiz yetenek “edebiyat” devreye giriyor. Duyguları ifade etme sanatı.
Peki biz konuştuğumuz her şeye edebiyat mı demeliyiz? Elbette ki hayır. Edebiyat; dilin en üstün kullanım şekli, bir heykel gibi işlenmiş kelimelerin bütünüdür. “Aşk, sen, ben, gerekmek ve almak” kelimelerini bir şahesere dönüştürmektir dili işlemek.
“Aşkın aldı benden beni/ Bana seni gerek seni.”
Yunus Emre
Ya da Hemingway’in altı kelimelik etkileyici hikâyesinde olduğu gibi:
“Satılık: Bebek Patikleri. Hiç giyilmedi.”
Bir satıra sığdırılamayacak duygu yoğunluğunu ifade edebilmektir edebiyat.
Ve edebiyat, ilk insan yaratıldığından beri var olan en kadim sanattır belki de. Onu yapmak için bir nesne gerekmez çünkü. Biz edebiyatı yazıyla bağdaştırdığımızdan onu kaleme- kâğıda bağlarız. Halbuki onu yapmak için sadece söz yeterlidir. Yani varoluşu başka hiçbir nesneye bağlı olmayan, tamamıyla sanatçının kendinden var olan bir şey…
Yazının henüz kullanılmadığı dönemleri düşünürsek edebiyat sözlü vasıtayla dilden dile, diyardan diyara gezerdi. Sadece hoşça vakit geçirmenin aracı değil; inançların, kültürün, acıların, savaşların da taşıyıcısıydı. O anlatılara yüklenen anlam, günümüzde edebiyata yüklenen anlamın çok dışında ilahî ve mistikti. Şimdi ise pek çoğuna göre, boş bir uğraştır edebiyat! Vakit kaybıdır! Özellikle de kadınların uzak durması gereken bir sanattır! Şeytanîdir! Yoldan çıkarıcıdır!.. Peki edebiyatı taşlayanlar sözün etkisinden kurtulabilmiş midir? Bir türkünün sesi, bir çocuğun dokunuşu, bir acının yankılanışıdır edebiyat. İnsana ait tüm duyguların ifadesidir. Kısaca onu yadsıdığın an, kendini de yadsımış olursun…
Gözdem Özalp
