Sanat Kokan Şehir: FLORANSA

Esra ÖZALP


Rönesansın doğduğu şehir Floransa Avrupa’nın sanat başkenti olarak bilinir. Bu şehirde yaşayan Leonardo Da Vinci, Michelengelo, Donatelle, Rafael, Dante gibi dünyaca bilinen sanatçılar sanatı Floransa’nın her eserine işleyip bu şehri özel kılmışlardır.

Şehir adeta bir açık hava müzesi gibi. Doğal hiçbir güzelliği olmamasına rağmen her sokağında sizi kendisine hayran bırakacak bir sanat eseriyle karşılaşırsınız. Her adımınızda gözünüzün ya da kulağınızın estetik zevkini arttıracak bir sanatla tanışırsınız. Meydanlarıyla, tarihi binalarıyla, sanat galerileriyle ve müzeleriyle size enfes bir sanat şenliği yaşattırır.

Floransada mekanların yakın olması gezme açısından kolaylık sağlar. Her yerini gezip görmek isteyenler için üç günlük bir plan yeterli olacaktır. Biz de bu sanat kokan şehirle tanışmaya karar veriyoruz. Bir şehri tanımanın en güzel yolu yürümek olacağından biz de yürümeyi tercih ediyoruz Floransa sokaklarında… Böylece daha çok eser görüp gezimizi daha anlamlı kılacağız.

İlk durağımız Doumo Meydanı oluyor.  Bu meydanda şehrin dini yapısı konumunda olan dünyaca ünlü bir katedral bulunmakta. 1296-1436 yılları arasında inşa edilen bu katedral yapıldıktan sonra ihtişamını kaybetmemesi için daha yüksek bina yapılmamasına karar verilmiş. Yüzyıllardır bu kararı uygulamaları takdire şayan doğrusu. Biz de bu görkemli yapıyı hayranlıkla izlemeye koyuluyoruz. Beyaz mermer üzerine yeşil ve pembe renklerinin harika uyumunu, mermerlere bezenmiş desenleri seyre dalıyoruz. Katedralin iç kısmı dışına nazaran daha sade yapılmış. Meydandaki sekizgen şeklindeki vaftizhane ile çan kulesi de aynı estetik dokuya sahip olup görülmeye değer yapılar.

   Yolumuza devam edip Ponte Vecchio köprüsüne geliyoruz. Yüzyıllardır dimdik ayakta duran bir köprü. Rivayetlere göre ikinci dünya savaşı sırasında Hitler bütün köprüleri bombalatıp yıktırıyor fakat sanata büyük ilgi duyması ve köprüyü çok beğenmesi nedeniyle yıktırmaya kıyamıyor. Bazı söylentilere göre de Hitler yıkım emrini veriyor ancak komutanlar onun emrine uymuyor. 16. Yüzyıla kadar köprüde kasaplar varmış. Kanlı atıkları nehre döküp kötü koku yaydıklarından sonradan yerlerine kuyumcular geçmiş ve halen varlıklarını devam ettirmekteler. Bu köprü şehri en güzel görebileceğiniz yerlerden biri.

Köprüye çok yakın  mesafede olan Uffuzi müzesinin yanından geçiyoruz. Bileti günler öncesinden alınması gerektiği için maalesef müzenin içini göremiyoruz. İki katlı U şeklinde olan dünyaca ünlü bu müzede Davinci, Michelengelo gibi çok önemli sanatçıların eserleri sergilenmekte.

   Sonraki durağımız Santa Croce Bazilikası oluyor. Floransa’da çok önemli bir kilise burası. Bu kiliseyi bu denli önemli kılan dünyaca ünlü sanatçıların anıt mezarlarının burada yer alması. Kilisenin içinde sanat eserlerinin olduğu küçük bir müzeyi de ziyaret edebilirsiniz.

Güneşin batışını Michelengelo tepesinden seyretmek istiyoruz. Şehrin tümünü izlemek isteyenler için ideal bir yer. Masal gibi bir seyir zevki sunuyor. Biz de bu zevki tatmak için güneşin bu harika şehirde batışını temaşa ediyoruz.

Tepeden inip Signoria Meydanına doğru yol alıyoruz. Meydanı görünce bu şehre olan hayranlığımız kat be kat artıyor. Floransa’nın sanat eserleri açısından en zengin kısımlarından biri. Meydandaki hareketlilikten dolayı saatlerce ayrılmak istemiyoruz buradan.  Şehirdeki en önemli siyasal olaylar, konsey toplantıları, gösteriler, protestolar bu meydanda yapılmış. Önceden saray olarak kullanılan meydandaki ihtişamlı bina günümüzde belediye binası olarak kullanılıyor. Sarayın içinde sergilenen heykeller, resimler görülmeye değer doğrusu. Meydanda Michelengelo’nun ünlü Davud heykelinin kopyası var. Sadece bu meydanda değil dünyanın çeşitli yerlerinde bu heykelin kopyası sergilenmiş. Orjinali ise Floransa’da Akademi Galerisinde. Her yıl bu heykeli görmek için binlerce turist ziyaret ediyor bu şehri.

İçimiz buruk bir şekilde ayrılıyoruz sanat kokan bu şehirden.  Bir kez daha gezebilir miyiz bu şehri bilinmez ama unutulmaz izler bırakıyor hafızalarımızda..